Ulkudas.Blogspot.Com ile Yayındayız!

10 03 2008

Değerli okuyucularımız!

Türkiye’den Bir wordpress üyesi bir bloga hukuki nedenlerle koyulan erişim yasağı nedeniyle bizim de sitemiz bu yasaktan etkilendi. Yayın hayatımıza ulkudas.blogspot.com adresli sayfadan devam etme kararı aldık.

Ulkudas.Blogspot.Com

İlgilenen herkese duyurulur.

Ne Mutlu Türküm Diyene!





İbret Belgesi Rakamlar

12 07 2007

Emin ÇÖLAŞAN

 ecolasan@hurriyet.com.tr

İbret belgesi rakamlar

GAZETEMİZİN yazarı Prof. Dr. Şükrü Kızılot, ekonomide AKP iktidarının halkı kandırmaya dönük masallarını rakama dökmüş. Bunlar devletin resmi rakamları.

Ancak iktidarın masallarından, pembe tablolarından çok farklı. Biraz bol rakamlı olacak ama okumaya değer. Her biri ibret belgesi. Kısaca özetliyorum:

AKP iktidar olduğunda cari açık (Türkiye’ye gelen dövizle çıkan döviz arasındaki fark) 2002 Aralık ayında 1.5 milyar dolar. 2006 Aralık rakamı ise 3l.5 milyar dolar. Artış oranı yüzde 2 bin. Bu döviz açığı ağırlıklı olarak sıcak para denilen (kara para dahil) emanet para ile karşılanıyor. Riski çok büyük.

Dış ticaret açığı (ithalatla ihracat arasındaki fark) 2002 Aralık ayında 15 milyar dolar. 2006 Aralık ayında ise 53 milyar dolar. Artış oranı yüzde 241.

AKP iktidar olduğunda Türkiye’nin toplam borcu 222 milyar dolar. Bugün 400 milyar dolar. İç borçta artış yüzde 114, dış borçta artış yüzde 64.

AKP iktidar olduğunda kişi başına borç 3187 dolar. Bugün 5458 dolar. Doğan her çocuk bu miktar borçla doğuyor. Artış yüzde 71.

Özel sektörün dışarıya borcu 2002 Aralık ayında 44 milyar dolar. Bugün dışarıya borcu 126 milyar dolar. Artış yüzde 187.

Ailelerin bankalara borcu 2002 Aralık ayında 4.3 milyar YTL. 2007 Mayıs itibariyle bu rakam 24.4 milyar YTL. Artış oranı yüzde 467.

Tüketici kredilerinde 2002 Aralık ayı rakamı 2.3 milyar YTL. 2006 Aralık ayında 45.5 milyar YTL. Artış korkunç: Yüzde 1878. Halkımız borçla yaşar duruma getirildi. Ayrıca kredi kartı borçları toplamı 2002′de 4.3 milyar YTL. Geçen yıl 21.2 milyar YTL. Artış yüzde 393.

Yabancılara özel ayrıcalık: Temmuz 2006′da yabancıların devlet tahvili, Hazine bonosu ve borsa kazançlarının vergisi yüzde 15′ten sıfıra indirildi. Yabancılar vergi ödemiyor, Türkler bu gelirlere yüzde 10 vergi ödüyor.

Yabancı sermaye üretken ve ihracatçı olmayan sektörlere geldi. İş olanağı yaratmayan hazır tesisler yabancılara satıldı ve Türkiye bu parayla yönetildi. Bankalar, limanlar, havaalanları, Telekom, Petkim, araziler…

AKP iktidar olduğunda bankacılık sektöründeki yabancı payı yüzde 3. Bugün itibariyle yüzde 42. Artış oranı yüzde 1300. Cüzdanımız, evimiz, paramız, yabancıların denetimine girdi. Aynen borsamız gibi! Şu anda borsanın yüzde 7l’i yabancıların, sıcak paranın, kara paranın emrinde.

AKP iktidarı, rantiye kesimi ihya etti. Yabancıların 2002′de borsaya yatırdığı her bin dolar, şu anda 3586 dolar oldu. Dolar bazında kazanç oranı yüzde 259. Böyle bir örnek dünyada yok.

Esnaf zulüm altında. AKP iktidarından bugünkü rakamlara karşılıksız çeklerde artış yüzde 102, protesto edilen senetlerdeki artış yüzde 204.

Pek çok işyeri kapandı. Bu ne biçim büyümedir ki, AKP iktidar olduğunda 8 milyon olan vergi yükümlüsü sayısı, 2006 yılı sonunda 470 bin azalarak 7 milyon 530 bine indi.

Türk halkı, beş yıl boyunca dünyanın en pahalı akaryakıtını kullandı.

Pembe tablolar, büyümeler falan filan işte böyle!

VATANDAŞ MEKTUBU, YORUMSUZ!

“BEN Kırıkkale’den emekli olup Antalya’ya göç eden emekli Hamdi Demirhan. 17 Haziran 2007 Babalar Günü’ne kadar Pamukkale şirketinde şoför olarak çalışmaktaydım. O gün Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin ve Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel esnafı geziyordu. Ben de aracımla oradan geçerken sesimi duyurmak amacıyla kendilerine ‘Sayın bakanım, emekli aç, bize zam yok mu’ diye bağırdım ve aracımla uzaklaştım. Bu söylediğim saat 15.10 dolaylarında oldu. Saat 16.30′da otogara döndüğümde firmamızın yetkili müdürü beni yanına çağırıp ‘Mehmet Ali Şahin’i protesto etmişsin, seninle çalışmamız zor’ dedi ve işten kovuldum. Onların açtığı bir telefonla beni işten çıkarmış oldular. Benim bildiğim bakan ve belediye başkanı, bize destek olması gereken insanlardır. İşsize iş bulacağı yerde insanı ekmeğinden, işinden eden değil. Tek suçum zam istemek ve sesimi duyurmaktı. Olur mu böyle Emin Bey, sorarım size. Bana verdikleri Babalar Günü hediyesini hiç unutamıyorum. Çok gücüme gidiyor. Normal bir vatandaş olarak tepkimi belirttim. Çalışmazsam ya hırsızlık yapacağım veya aç kalacağım. Çalışmak istiyorum ama engel oluyorlar. Şimdi işsizim ve boştayım. Sıkıntılı sıkıntılı dolaşıyorum. Sesimi sizin duyurabileceğinizi düşünerek yardımlarınızı bekliyorum. Teşekkür ederim.”

Evet, yorumsuz!





Hadi Oradan Sen de!

8 07 2007

Hadi Oradan Sen de!

Alişan SATILMIŞ

MHP üzerine ahkam kesmede nedense yerli yersiz bir çok kişi konuşuyor.


Sorulanlara verilen cevaplara bakınca öfkelenmemek elde değil.

Saçma sapan tahliller, tenkitler ve haksız garabet eleştiriler, iş olsun torba dolsun babından gündem oluyor.

Hele bir de kıyaslamalar var ki, resmen vicdan adına vicdansızlık söz konusu…

İnsaf dinin yarısıdır hadisi şerifinden habersiz olanların yaptıkları ayıptan öte resmen zan.

Konum ve statü tesciliyeti, sağcı ve muhafazakar bilinen şahsiyetlerin tahlilleri saçmalıktan öte garabet arz ediyor.

Eserlerini okuyup, hayranlık duyduğumuz şahsiyetler bir, bir patlıyor. Tercihini AKP ve RTE ile alakalandıran bir yazarın kalkıp MHP’li gibi konuşması hiç de etik bir durum değil.

AKP milliyetçi muhafazakar gören bir düşünce ekseni raydan çıkmış demektir.

Bunların söyledikleri karşısında; ”ya bak kimlere muhabbet duymuşuz” pişmanlığı ard arda gelen şoklama olmuş durumda…

Sağcı denilen işte bu tipler.

Tesciliyet markaları güce tapmak, iktidarlara yaranmaktır.

Din anlayışları da ya diyalogculuk yada mutezile-Eşariye arası bir mantık kurgusunda anlam bulduğundan gel gitlere göre tasnifleniyor.

Bilginin cenabet teşnisinde ahkam kesmek adına zikzak bir istikamet yolcusudurlar.

MHP ve Devlet Bahçeli’ye yönelik eleştirileri tercihlerinde samimiyetlerini ortaya koyuyor.

Samimiyet sınavında sınıfta kalanların Ülkücülere vereceği akıl zevzeklik etmekten başka bir mana taşımaz.

MHP metafizik algısını ahlakta ve dürüstlükte temellendirir.

Çalan, çırpan, katlar, yatlar, gemilerle anılanlar dindar ve metafizikçi oluyorlarsa bırakın biz sizin istediğiniz olmayalım ve aklınızı zorlayalım…

Efendi ahlak amaçtır, iktisat araç. Aracı, amaç kılanlar sizin tercihinizse ve onları Anadolu çocuğu görüyorsanız size söylenecek sözümüz.

“Çok komik oluyorsunuz çok!

Görünen o ki, siz de kapağı AKP’ye atıp nemalanma hevesindesiniz.

Bari, dini alet etmeyin niyetinize.

En basitinden bakın bakalım hangi partinin genel merkezinde mescit var.

Yetmedi mi parti genel merkezlerinin yanına yaklaşıp ferasetle bir bakın bakalım hangisinde Davut yıldızı, hangisinde Bilge Kağan buyruğu görünür.

Dolayısıyla siz deyyuslara düşmez MHP’nin dindarlığını AKP ile kıyaslamak.

Alişan SATILMIŞ





Köpekler Gibi Öleceksiniz

1 07 2007

Sizler şeytanlarınıza uşak olmuş münafıklarsınız. Sizler müslümanları görünce biz de müslümanız Allah’a inanırız dersiniz. Korkunuzdan, menfaatinizden dersiniz. Kendi başınıza kaldığınızda nefsinize ve şeytanınıza uşaklık edersiniz.Dünyada var olan her şeyin kuralı vardır. Sisteme dahildir. Size ne oluyor da din üzerine ahkam keser oldunuz. Siz dini ne bilirsiniz! Siz hangi dini bilirsiniz?Siyaset uğruna, menfaat uğruna din hakkında konuşursunuz. Değil semavi dinler, hiçbir öğreti sizin pis ağızlarınızın siyasetine, politikasına meze olacak kadar ucuz değildir.

Sizler Allah’a inandık demekle Müslüman olunduğunu sanacak kadar cahilsiniz!

Şeytanın size işlerinizi güzel göstermesine ancak siz kanarsınız!

Siz “Allaha inanıyoruz biz de Müslümanız” deyince kimse çıkıp da siz nasıl müslümanlarsınız diye sormayacak sanmaktasınız. Kitaba inanmazsınız, modern yaşam uğruna Peygamberin yolunu terkedersiniz, hükümleri çağa uydurma peşinde koşarsınız, bırakın dini kuralları toplum örfüne göre pislik olan ne varsa yaparsınız sonra siz de mi müslümansınız?

Elbette değilsiniz!

Sizler için din ancak menfaat ocağıdır. Siz ihtiyaç duyduğunuzda müslümansınız! Allah’tan korkmazsınız, haya damarlarınız ise zaten kurmuş! Halkınıza, milletinize dahi saygınız yokken ne dini!

Din gününde kendinize muhatap araken halkınıza dahi hesabınızı veremeyeceksiniz!

Meydan müslümanları!

Ortam müslümanları!

Unutmayın, nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz;

Köpekler gibi yaşamaktasınız, köpekler gibi öleceksiniz!

Allah’ım soysuzların şerrinden, münafıkların şerrinden, seni bilmezlerin şerrinden bizleri muhafaza et! Hesap gününde hesabımızı kolaylaştır! Yüreklerimize ferahlık ver, ülkemizin birliğini, dirliğini gücünü muhafaza et ve artır! Elim cehennem azabına bizleri maruz bırakma! Günahlarımızı affet!

Amin!

Yazar: Abdurrahman SUHEYB





Türkçe Demek

14 06 2007

Türkiye’de birçok şive ve ağız vardır, ama en gelişmişi; en kullanışlısı ve söz varlığı en çok olanı İstanbul Türkçesidir. Bugün, yaşayan dünya Türklerinin de en az yarısı İstanbul Türkçesini anlar ve konuşur… Öteki yarısında da çeşitli yollarla İstanbul Türkçesinin yaygınlaştığını biliyoruz. Sadece Ahmet Yesevi Üniversitesi ve yan etkinlikleri 50.000 kişilik bir alanda İstanbul Türkçesini öğretme çabasındadır.

Çeşitli vakıflar ve ortaklıkların ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın etkinlikleri ile yayınlarını beğensek de; beğenmesek de Türkçe yayın yapan TV’ler de bu anlamda olumlu katkılar sağlıyorlar.

 

Türkiye’de de birçok kişinin öteki Türk lehçe ve şivelerini anlar ve konuşur durumda olduğunu biliyoruz… Türkler arasında birbirlerinin lehçe ve şivelerini anlayanların oranı ve anlayanların anlama oranı çoğaldıkça “ortak Türkçe alanımız” oluşacaktır. Bugünkü sayısı 200 milyonu aşan Türk Dünyası’nda oluşacak böyle bir alanın Türk’ün yeniden doğuşunda en önemli ortam olacağı açık bir gerçek…

ÜZÜNTÜ VERİCİ
Son derece olumlu bu gerçekliğin yanında; üzüntü verici bir gelişme de var…
Türkiye’de ne yazık ki sömürge olmayan ya da sömürgelikten yeni kurtulmuş olmayan hiçbir ülkede olmayacak bir sapkınlık var:
“Yabancı dilde eğitim sapkınlığı.”

Milletimizi oluşturan ana değer olan Türkçemize bundan daha büyük kötülük yapılamazdı… Yapılıyor ve yaygınlaşıyor…

Öğrencilerimizin bilimin ürettiklerini kavramalarını zorlaştıran ve bilim zihniyetinden uzaklaşmalarına yol açan bu uygulama tam anlamıyla bir “milli suçtur.”

Sapıklık sözünü kullanmamak için sapkınlık dediğim bu saçmalıktan bir an önce dönülmelidir.
Türkiye’de İstanbul Türkçesinden başka hiçbir dile hiçbir eğitim kurumunda izin verilmemelidir.

 

Evet, derhal, hemen, bugünden başlayarak bu uygulama kaldırılmalıdır.
Türk Milliyetçisi için birinci görev, Türkçeyi savunmak ve korumaktır. Yasa yapmak gücünü elde eder etmez, ilk yapılması gereken
“Türkçe Temel Yasası”nı çıkarmak olmalıdır. Bu yasa içinde, eğitim konusundan başka işyerlerine yabancı ad koymak işini de içine alarak Türkçenin yozlaştırılmasına karşı bütün önlemler alınmalı ve yasa ödünsüz uygulanmalıdır.
Türkiye sınırları içinde yaşayan yurttaşlar istedikleri dil, lehçe, şive ve ağızdan istedikleri gibi kültür ve sanat etkilikleri yapsınlar…

ANCAK!
Eğitimde, haberleşmede, yazışmalarda, İstanbul Türkçesinin en güzel biçimiyle kullanılmasını sağlamak devlet olmanın gereği ve Türkiye yurttaşı olmanın gerektirdiği bir borçtur.

Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan insanlar analarından, babalarından öğrendikleri dil, lehçe, şive ve ağız ne olursa olsun, ortak dilimizin İstanbul Türkçesi olduğunun bilincinde olmalıdırlar.

Milli kültürümüzün en önemli iki temelinden birisi dildir ve bu dil Türkçedir. Türkiye Türkleri için İstanbul Türkçesi…

 

İstanbul Türkçesi dışındaki dil, lehçe, şive ve ağızlar bizim alt kültür değerlerimizdir. Onlara ne karşı olmak, ne de onların yok olmasını istemek söz konusu değildir. Ama bilinmelidir ki yurttaşlarımızın bireylik başarılarının yolu İstanbul Türkçesini iyi konuşmaktan geçer…
Türkiye’de İstanbul Türkçesinin dışında bir ortak dil oluşturma çabaları ne anlamlı, ne de yararlıdır. Olabilirliliği olmayan boş uğraşlardır.
Önce Türkiye’de İstanbul Türkçesi tam egemen olmalıdır ki; onu dünya Türklüğünün ortak anlaşma Türkçesi yapma amacı anlamlı olsun…
Bu çabalar içinde olanlar da; öteki edebi Türkçelere saygıyla yaklaşmalıdırlar.
Türk Milliyetçilerinin hiç unutmamaları gereken bir gerçek vardır: Türk demek, Türkçe demektir.

 

N. Kemal Zeybek

 

http://www.aygazete.com/Anasayfa.php?2704





Apo’yu Asmayan Kim?

13 06 2007

Türkiye son bir ay içerisinde artarda gelen şehit haberleriyle hüzüne bulandı. Geride bıraktığımız terör dolu günlere, Kuzey Irakta yaşanan gelişmelere kayıtsız kalan ve PKK yardakçısı peşmergeleri adam yerine koyarak tepemize çıkaran mevcut hükümetin sayesinde maalesef geri döndük. Sayın Erdoğan’ın Başbakanlığı esnasında Şehitler için ve Şehit anaları için sarf etmiş olduğu yakışıksız sözlerine zaten tepkisini en sert biçimse göstermiş olan halk, cenazelerde de susmadı ve tepkisini gösterdi.

Geçtiğimiz günlerde şehit düşen Mehmetçiğin Ankara’daki cenaze törenine katılan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, ve kabinenin bazı bakan ve vekilleri cenaze töreninde halkın büyük tepkisiyle karşılaştı. Tepkiler karşısında suspus olmaktan başka bir çaresi olmayan Gül, bir vatandaşın “ Apo’yu besliyorsunuz “ suçlamasına kayıtsız kalamadı ve cevaben “Apo’yu kimin asmadığını biliyoruz” diyerek karşılık verdi. Aslında bu ifade AKP’nin ve diğer tüm partilerin, PKK terörü mevzu bahis olduğunda, eleştiriler karşısında kaçacak delik aradıklarında sığındıkları bir liman ve ağızlarına doladıkları aslı astarı olmayan bir ifade.. Gerçek şu ki Apo’yu idam dan kurtarmak için Mecliste yapılan oylamada MHP milletvekillerinin haricindeki tüm partiler “idama hayır” diyerek iradelerini ortaya koydular. MHP sahip olduğu 127 milletvekiliyle elinden geleni yapmasına karşın işbirlikçi medya tarafından Apo’nun asılamamasının sorumlusu olarak gösterildi.

Aslında Sayın Gül, Apo’yu asmak için kaç milletvekilinin gerekli olduğunu, yasalarda nasıl bir düzenlemenin yapılması gerektiğini herkesten iyi biliyor, ama yine de böyle bir ifadeyi kullanmaktan imtina etmiyor. Evet Apo’yu asmayanları herkes biliyor ; Apo’nun asılmasını, idama hayır diyen milletvekilleri engelledi.

Hükümet, tek başına iktidar olmanın verdiği rahatlık ve etkili muhalefetin olmamasından kaynaklanan başıboşluğun sağlamış olduğu rehavetle, işine gelmeyen her şeyi terbiyesizlik, saygısızlık olarak niteliyor, eleştirilere karşı çıkıyor ve kedisi haricindeki herkesin susmasını istiyor. Ankara, Manisa ve Şırnak’taki şehit cenazelerinde halkın göstermiş olduğu tepki karşısında kafalarını öne eğmekten başka çaresi olmayanlar, çok sevdikleri koltuklarına oturduklarında, işbirlikçi medyayı da yanına aldıktan sonra halkın verdiği tepkiyi “terbiyesizlik” , “cenazeye saygısızlık” olarak nitelediler. Türkiye’de otuz yıldır şehit cenazeleri tıpkı bugün olduğu gibi defnediliyor, 30 yıldır aynı sloganlar atılıyor, halk hep beraber ağlıyor şehitlerine. Bugüne kadar hiçbir iktidar şehit cenazelerinde atılan sloganlardan rahatsız olmadı ve hiçbir iktidar bu iktidar kadar teröre karşı duyarsız olmadı. Bu iktidar neden rahatsız oluyor? Çünkü onlar için ölen askerler “kelle” , askerlik ise yan gelip yatma yeri de ondan. Gösterilen tepkiler “ Her Türk asker doğar”, “Vatan sana canım feda” şiarını yaşam felsefesi olarak benimseyenlerin tepkileridir.

Şehit cenazelerinde atılan sloganların cenazenin maneviyatını zedelediği ve dinimizce uygun olmadığına yönelik açıklamalara gelince, 30 yıldır atılan şehitler ölmez vatan bölünmez sloganı şimdi mi sorun oldu! 30 yılı aşkındır 30 binden fazla şehidimizi maneviyatsız bir hava da mı defnettik! Bu tarz açıklamalarda bulunanlar eğer gerçekten cenazenin maneviyatından bahsediyorlarsa bugüne kadar alkışlarla, müziklerle yapılan cenaze törenlerine karşı neden bir açıklama yapmadılar? Asıl “motorize ekipler iktidara yardakçılık yapmak için için bu açıklamaları yapanlar değiller midir?

Şehit yakınlarının Hükümet yetkililerinden sadece Devlet Bakanı Sayın Abdüllatif Şener (dürüst olduğu için) ile tokalaşmasının, diğerlerinin yüzüne bile bakmamasının ve cenazede gösterilen öfkenin nedeni, Hükümetin PKK karşısındaki pasif tavrı, Türk askerine ve vatandaşa karşı sarf etmiş olduğu yakışıksız sözlerdir aslında. PKK terörü bağıra bağıra geliyorum dedi, son bir ayda 42 canımız aldı, hükümet hala bir şey olmamış gibi hareket etmeye devam ediyor, sabır istiyor ve susun diyor… Sabrı tükenenlerin, terör karşısında susmam diyenlerin sesi olacağız.

“ŞEHİTLER ÖLMEZ VATAN BÖLÜNMEZ”


Hakkı ŞEKERBAY / Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Merkezi Eğitim Masası





NE OLURSA OLSUN,VATANIM TÜRKİYE PARTİM MHP…

8 05 2007

Kendimi bildim bileli ülkücüyüm ve elbette MHP’liyim. Rahmetli Başbuğum’un ve şehitlerimin emaneti olan bu partinin üyeliğine bile değil, sadece ve sadece seçmenliğine talip olduğumu da çok önceden ilan etmişim.

Benİm candan azîz dostlarım, “e-muhtıralarla tek kol aralığı hizaya getirilen”, üstüne üstlük “meydan muhtıralarıyla” cilalanan şu “cici” demokrasimiz mahkemeye düştü düşeli, her gün, hatta her saat yeni bir sürprizle karşılaşacağa benziyoruz. Bu seçim Temmuz sonunda yazın en sıcak bir gününde “erkene alınmış seçim” mi olacak; yoksa “Türkçe fukarası – yorum oburu” Anayasa zoruyla, yine yaz sıcağında “hemen mi yapılacak”, o bile belli değil.
Mesela TBMM kararıyla 22 Temmuz olarak belirlenen seçim tarihi, sadece tatilciler veya mevsimlik tarım işçileri için mi oy kullanma zorluğuna sebep olacak?.. Şimdilik bu seçim tarihinden “sosyetik solcular” şikayetçi görünüyor ama işin ucu gûya seçilmeleri uğruna kavga verilen(!) gençlerimize de fena halde dokunacak gibi gözüküyor. Peki, seçmen yaşının 18 olarak belirlendiği ve daha önceki dönemde uygulandığı Türkiye’de, 25 yaş olarak kabul edilen seçilme hakkının uygulanmasını TBMM apar topar yetiştirilmeye çalışırken, büyük çoğunluğu okudukları şehirlerde, kaldıkları yurtlarda seçmen yazılan üniversiteli gençlerimizin oy kullanma hakları, fiilen ellerinden alınmış olmayacak mı?.. Haydi o “ince” soruyu da soralım… Üniversite öğrencisi gençlerimizin bir çoğu burslu okudukları, o tarihte kaldıkları yurtlar bile kapalı olacağı, bu sebeple memleketlerinde olacakları için “tamamen duygusal” bu sebeplerle oy kullanma hakları fiilen ellerinden alınmış olmayacak mı?.. Memleketlerine dönme mecburiyetinden dolayı oy kullanmaları imkansız hale gelecek bu üniversiteli gençlerin en az yarısı, dar gelirli ülkücü-milliyetçi evlatlarımızdır. Ancak, her türlü cefaya göğüs geren bu gençlerimizin bu engeli de aşacağına inanıyorum.
Ya “25 yaş seçilme hakkını erkene alınmış veya hemen yapılacak seçime” yetiştirmekte ısrar eden mevcut iktidar ile “mut’a nikahı kıyan” “yavru- tosuncuk” muhalefetinin oluşturduğu, demokrasi dersinden ikmale kalmış şu “yeni” Demokrat Parti, listelerindeki seçilebilir yerlerde 25 yaşını tamamlamış kaç gencimizi aday gösterecekler acaba? CHP ile alakalı bir endişem yok(!) Bu zihniyetin başını çeken “Sivil paşa”lar, milletle ittifak yapmak yerine “hazıra konmaya”, dolayısıyla millet dışında her türlü ittifaka açıktırlar. İşte flörte başladılar bile… Milletvekili aday listelerinde, ittifaka niyetlendikleri yaman mı yaman “Genç”ler bulunacak gibi gözüküyor.
Acizler birleşirken!..
Azîz gönüldaşlarım, uzun bir süreden beri, Ülkücü Hareket’in siyasi hayatımızda haklı haksız sebeplerle ayrı düşmüş siyasî kuruluşlarının birleşmesi için şu köşeden yalvarıyorum. Türk Milliyetçileri’nin uğruna can verdiği, her türlü çileyi çektiği, ezaya, cefaya katlandığı azîz vatanımız Türkiye, Büyük Türk Milleti, Devletimiz ve “millet hakimiyeti” çok ağır tehditler altında iken, bu kutlu birleşmenin Türk Milliyetçilerini tek başına iktidara, tek başına yetkiye, tek başına sorumluluğa ve tek başına millet hizmetine taşıyacağına inandığım için yapıyorum bu ısrarlı çağrıyı… “Milliyetçiler birleşiniz; Milliyetçi partilerin yöneticileri nefis putlarınızı kırınız” çağrıma, milyonlarca ülküdaşımın büyük bir heyecanla destek verdiğini, e-posta adresimi kilitleyen, yağmur gibi yağan destek ve teşekkür mektuplarından, susmayan telefonlardan çok iyi anlıyorum…
İnanıyorum ki daha önceki seçimlerde aldıkları oy oranı ne olursa olsun, sevgiye dayalı bu kutlu kucaklaşma gerçekleşirse, büyük bir dinamizm oluşturacak; âcizliğini yeniden mağdur rolüne soyunarak gizlemeye çalışan şu Teslimiyetçi İktidar karşısında, milletimize “tahakkümcü sol” dışında gerçekten millî bir çâre sunulmuş olacaktır. Milletimiz şu anda, “Türkiyeli Medya” tarafından, kime oy vereceği konusunda iki arada bir derede, “kırk katır mı, kırk satır mı” tercihiyle karşı karşıya bırakılmaya çalışılıyor. İşte görmüyorsunuz, bu çaresizlik karşısında, sun’i birleşmeler gerçekleştiriliyor. Teşkilatçılık konusunda beceriksizlikleri tescilli olanlar bile “sun’i döllenme yoluyla” birleştirilmeye çalışılıyor. Öte yandan “tünelin ucunda ışık gören” “iktidarsız Ana Muhalefet”in başındaki takım elbisesinde bir apoletleri eksik “Sivil Bay-Kal Paşa” bile, DSP’lileri ikna edebilmek için, dirisinin gırtlağına yapıştığı Ecevit’in ölüsüne methiyeler diziyor.
Birleşemediniz, utanın!..
Peki, öyleyse ülkücü hareket’i temsil yetkisinde ve iddiasında olan ve ille de “çok iyi teşkilatçılık” iddiasını sürdüren MHP, BBP ve ATP arasında kan davası mı var?.. Millî meselelere bakışları arasında uçuruma varacak görüş farkları mı var?.. Yoksa genel başkanların etrafında halkalanmış nefis putları mı engelliyor bu birleşmeyi?.. Yazık!.. Yazık ki ne yazık!.. Dün üzerlerine sıkılan kahpe kurşunları paylaşmakta yarışanlar, biri birlerine siper olanlar; bugün oturup tartışma, münakaşa etme, görüşme, birleşme, bütünleşme zeminini ve makamları paylaşamıyorlarsa çok yazık!..
Bazı gönüldaşlarım ısrarla “Birleşme için adres neresi olmalı?” sorusuna cevap vermemi istiyorlar. Bu birleşme elbette “baba ocağı”nda, yani MHP’de gerçekleşmeliydi. Tabii ki öyle “kapımız açık” gibisinden beylik davetlerle değil… Ayrılıp gidenlerin sebepleri ne olursa olsun, şefkat, saygı ve sevgi çerçevesinde yapılmalıydı bu davet. Olmadı, maalesef şu ana kadar olamadı. Bundan sonra da olması çok zor görünüyor.
Ve ardından en sıkıntı soru geliyor:
“Sen ne yapacaksın, birleşme olmazsa kime oy vereceksin?” diye soruyor birçok ülküdaşım. Keşke 3 ayrı oy hakkım olsaydı, Ülkücü Hareket’in bağrından çıkmış veya çıkarılmış bu 3 partiye de oy verebilseydim. Ama tek oyum var… Evet, MHP Genel Başkanı Sayın Bahçeli ve yakın çevresini, geçen “çarpık koalisyon dönemi” sorumluluklarından dolayı, edeb çerçevesinde en çok tenkid edenlerden biriyim ben. MHP’nin halen iyi yönetilmediğini de düşünüyorum. Bunun yanında Türkiye’nin çok kötü yönetildiğini de iyi biliyor, bu sütundan her gün haykırıyorum. Peki dostlarım, Türkiye çok kötü yönetiliyor diye; “Burası artık benim vatanım değil” deme hakkına sahip miyim?.. O halde kimse “MHP artık benim partim değil” dememi beklemesin. Kendimi bildim bileli ülkücüyüm ve elbette MHP’liyim. Rahmetli Başbuğum’un ve şehitlerimin emaneti olan bu partinin üyeliğine bile değil, sadece ve sadece seçmenliğine talip olduğumu da çok önceden ilan etmişim.
Allah nasib ederse, seçmen kulübesine girdiğimde “evet” mührünü, bağrıma taş basarak; “Birleşemediniz, utanın” diye sitem ederek, yine “MHP’nin Üç Hilaline” basacağım.

Servet KABAKLI 





Vicdan Manifestosu

17 03 2007

Basına ve yüce Türk kamuoyuna.

Bu ilan parasına, mevkisine, zümresine, mezhebine değil vicdanına güvenen, aklını, dilini, dinini, bedenini ve bilhassa ahlakını sonu -izimle biten ideolojilere satanlara değil, ahlakıyla, zekasıyla, vicdanıyla ve inançlarıyla vatanına sahip çıkmaya hevesli özgürlüğü ve bağımsızlığı karakter bilen Türk gençliğine hitaben yazılmıştır.

NEDEN ÂHLAK?

Ülke olarak girmeye çalıştığımız Avrupa da fuhuş yaşı 12 yaşın altına düşmüştür. Avrasya kadın ticareti haritasında İstanbul ve Antalya baş sıraları çekmekle beraber terör bağlantılı çeteler her geçen gün, artık bir sektör sayılan fuhuş pazarına onlarca masum insanı dahil etmektedir. İnternet teknolojisini birçok ilmi ve bilimsel konularda kullanmak yerine bugün porno ve seks siteleri okul çağındaki öğrencilerin en kolay ulaşabileceği duruma getirilmiştir. Lise çağındaki öğrencilerin cep telefonlarıyla çekilen görüntüleri, türbanlı porno, travesti özentisi yayan videolar, çocuk pornosu, ensest ilişki( aile içi porno bir babayla kızının sapkın görüntüleri) dahası da var dışkısını yiyen insanların görüntüsü, kafası koparılan adamlar, bıçakla gözü oyulanlar… saymakla bitmeyecek iğrençlik, pislik ve sapıklık. Saydığımız bütün bu olaylar bir toplumun ahlak değerlerinin nasıl çökertildiğinin ve nasıl bir oyun oynandığının en gerçekçi kanıtıdır. Bütün bu sapıklıklar dış mihraplı şeytani unsurların bir ürünüdür buna dur demek senin elinde. Ahlak bir temeldir, bir bina yaptığınızı düşünün tamamı altın kaplama 50 katlı bir bina, ne kadar gösterişli olur değil mi? Eğer o binanın temeli sağlam atmadıysanız, ufak bir depremde o altın kaplama, gösterişli binanız yerle bir olabilir. Ahlakınızı sağlam tutun, ahlaksızlığa göz yummayın ve en önemlisi safınızı ahlaklı insanlarla beraber tutun.

NEDEN TOPRAK?

Ya “gözünü toprak doyursun” diyenlerin yanında olacaksın yada her santimi destansı bir mücadeleyle kazanılmış bu toprakları kanının son damlasına kadar savunanların yanında. İnsan doğduğu değil, doyduğu yerde mutludur, bunun için karnını doyuracağı refah içerisinde yaşayacağı yerlere gider yada doğduğu yeri müreffeh bir yer yapar. Biz bu topraklara arazi demiyoruz çünkü arazilerin bir değeri vardır ve satılır biz bu topraklara vatan diyoruz ve satmıyoruz. Evet karar senin, ya vatanını parsel parsel Yahudilere satanların yanında olacaksın yada bizlerin yanında.

NEDEN DİL?

Bizim iki vatanımız var biri Türkiye diğeri ise Türkçe. Dilini kaybeden bir millet tarihini de kaybetmiş demektir. En güzel Türkçe, İstanbul Türkçe’sidir bunun dışında varolan yöre ağızları sadece dilin anlaşılırlığı ve yerel güzelliğinden öte bir anlam ifade etmemektedir. Bugün Türkiye de konuşulan tek dil vardır oda Türkçe’dir. İngilizce yada başka bir lisan bilmek sadece kişisel bir zenginliktir, bunu toplumun geneline yaymak bir hainlik. Çağdaşlaşmanın gereği İngilizce bilmekten geçiyor, İslamlaşmanın gereği Arapça bilmekten geçiyor, bize göre ikisi de yanlıştır çünkü eğer Türkçe’yi terk edip İngilizce konuşursanız çağdaşlaşmaz sadece İngilizleşirsiniz, aynı şekilde Türkçe’yi terk edip Arapça konuşursanız daha çok dindarlaşmaz sadece Araplaşırsınız. Ben Türküm diyebilmeniz için en önce Türkçe konuşuyor olmanız gerekir. Dilimizde yer alan bir çok yabancı kelimeyi Türkçeleştirmek bizim elimizde bunun en büyük ispatı “computer” yerine “bilgisayar” diyor olmamız.

NEDEN DİN?

Dünyada hiçbir sistem, fikir ve din yoktur ki İslam’a denk tutabilelim. İslam terbiyesi almış, Kuran-ı Kerim’i kılavuz, peygamber efendimizi rehber bilen bir gençlik düşünün birde fuhuş batağında, eroin-esrar esaretinde, kumar masalarında pimi çekilmiş birer bomba gibi sokaklarda dolaşan gençleri. Biz demokrasiyi içine sindirmiş, laik devlet düzenine ve seküler hukukun üstünlüğüne inanan, din ve vicdan özgürlüğünden yana İslam’ın engin ışığında ilerlemeyi seçenleriz. İnandığı için dışlanan, gerici diye fişlenen namaz kılıyor diye cahil görülen sen ve sen hala susuyorsun. Dinden nasibini almamış tamamen şeytana hizmet eden tarikat adı altında insanları devlete ve milletine karşı yetiştiren sapkın radikal ideolojilerden ve onların canlı bombaları olmak Allah’a değil şeytana hizmettir. Cihat kılıçla değil ilimle ve bilimle İslam’ın yayılmasıdır.

NEDEN EĞİTİM?

Eğitimsiz bir insan fikir geliştiremez ve ileriyi göremez onun içindir ki eğitimsiz bir insan ülkesine ve milletine faydalı bir insan olamaz. Eğitim cehaletten, batıl dan ve kölelikten kurtulmanın en önemli unsurudur. Bugün adı “Milli Eğitim” olan kurum, eğitimi verememekle beraber, milli değerler içerisinde eğitimden de muzdariptir. Her devresinde kendini eğiten idealist bir Türk genç’i milli ideallere de katkıda bulunabilecektir. Eğitimsiz bir insan, dinini tam anlamıyla öğrenemez, dilini yazıya dökemez ve en önemlisi kendini ifade edemez. Ne acıdır ki bugün ki eğitim sistemi ilim adına cehalet eden geçlerden başka bir şey üretmemektedir. Hepsi senin elinde ya cehaletten yana olacaksın yada ilimden…

NEDEN BİLİM?

Eğer ampul’ü bir Türk bilim adamı icat etseydi bugün tüm dünya ampul’e ışıldak derdi. Bilim tıbbı, sanayiyi, iletişimi ve teknoloji geliştiriyor… bizim derdimiz Türkiye’yi bilimde lider ülke yapmak. Bugün hala ciddi bir bilim otoritesi olmayan ülkemizde bilimsel araştırmalara aktarılan maddi desteğin azlığı, bilim insanlarının yetişmesinde en büyük engellerden biridir. Biz evrim teorilerinden yani bilim adına cahillik edenlerden değil, insanlığa hizmet eden milli bilimden yanayız.

NEDEN EKONOMİ?

Kapitalist, sosyalist yada karma ekonomi diye adlandırılan yabancı mihraplı ekonomi politikalarından değil Türkiye’nin iktisadi ve idari durumuna uyan yeni bir modelden yana milli ekonomiden yana tavır alıyoruz. İç borcumuzu kapatacağız diye emperyalist ülkelerden borç alan, borcunu ödeyemeyince kamu fabrikalarını, hatta ülke topraklarını peşkeş çekenlerden yana değil, elinde ki pusulayı kullanmayı bilen sanayi ve tarımdan yana bir ekonomi izleyen bir politikadan yanayız.

NEDEN SİYASET?

Siyaset bir amaç değil, amaç’a giden yolda bir araçtır. Amaç Türkiye’yi lider ülke yapmaktır, NATO – AB gibi birliklere girmek için elli takla atan, üçüncü sınıf ülke muamelesi gören Türkiye değil, Turan coğrafyasının lider ülkesi Türkiye. Kuru sıkı siyasetlerle, 12 eylüllerle yamyamların eline düşmüş Türkiye değil, güçüyle bilimde, ilimde teknolojide lider Türkiye. Bu hedefte ilerlemek ve amaca ulaşmak için siyaset yapmak ve politika üretmek en temek gereklilik.

Tüm bu unsurları esas alarak vatanıma karşı her türlü iç ve dış tehdit’e karşı okulumda, işimde, evimde ve gerekirse cephede karşı olacağımı ve hem manevi hem de fiziksel olarak savaşacağımı ve vicdanımın sesini dinleyerek ülkücü hareketin içinde yer alacağımı ilan ederim. 

Dr. Ümit Yiğit
(www.unibozkurt.com sitesinden alınmıştır)





Bu Ülkenin Hali Ne Olacak?

8 03 2007

Görüyoruz, Türkiye gariplikler ülkesi? Bu ülkeyi yönetenler garabet içerisinde, ?bu ülkenin? çocukları gariptir?

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin şerefli bir mensubu olmayı, ABD’nin ?bizim çocuklar? hitabına tercih eden, ihtilalci ve inkârcı Kenan Evren; 90 yaşında olsa bile, ?kimin çocuğu? olduğunu unutmamakta ve kendine yakışanı yapmaktadır.

Barzani her fırsatta Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelik tehdit ve tahrik yüklü açıklamalar yaparken, ?Kürdistan’a alışın?? derken, Kuzey Irak’ta, Kerkük’te Türkmenlere yönelik baskılar artmışken, PKK terörü Kuzey Irak dağlarından Mersin’e, İstanbul’dan Batı Avrupa’ya kadar bir tehdit unsuruyken; Kenan Evren, Ali Şen, Osman Baydemir, Aysel Tuğluk, Ahmet Türk, R.T.E, Abdullah Gül, Cüneyt Zapsu? İsmini sayamadıklarımız da dâhil olmak üzere, bu ve benzeri ?karakter yalamalarını? aynı safta buluşturan nedir?

Kenan Evren bir ordu mensubu değildir, kaldı ki eski bir ordu mensubu, bir genelkurmay başkanı olarak nitelendirilmesi ya da ona eski bir ?Türk subayı? denilmesi kesinlikle yanlıştır. Çünkü giydiği üniforma ile sahip olduğu zihniyet, oturduğu makamlar ile sahip olduğu vasatın altındaki zekâ, en hafif tabiriyle ?haram ile helal? kadar birbirine uzaktır.

Türkiye’nin içinde bulunduğu bu kritik süreçte, çıkıp ?eyalet sistemine? yönelik açıklama yapması, bu şahsın kimliğini ve geçmişten beri hangi safta olduğunu bir kez daha haykırmasıdır. Evren şunu daha net söylemelidir; bu eyalet fikrinin kaynağı neresidir? Kimler bu projeyi onun aklına sokmuştur ve bu zamanlamanın anlamı nedir? ?Zaten belli? demeyin, konuşuyor ya; konuşsun ve kendinin gerçekte ne olduğunu, ne düşündüğünü açık açık söylesin ki, ?kafa karışıklığı? kalmasın. Bu milletin o dillere destan unutkanlığı, kafa karışıklığı hastalığındandır.

Kenan Evren hainlerle aynı saftadır. Kenan Evren; ABD, PKK, İsrail ve İngiltere ile aynı saftadır.

Kenan Evren; Atatürk’ün, Türkiye Cumhuriyeti’nin, milli devletin, Türk Milliyetçiliğinin ve

Türkeş’in karşısındadır.

Dün neyse, ne yaptıysa, bugün de odur ve üzerine düşeni ?vazife şuuru? ile yapmaktadır. Milletimiz aciz duruma düşmemek için, bu sefillerin söylediklerini asla unutmamalıdır.

Ama Türkiye gariplikler ülkesi? Bu ülkenin aydınları garabet içerisinde, ?bu ülkenin? çocukları gariptir?

Bu konu gündemi fazlasıyla meşgul ederken, ülkenin maruz bırakıldığı karanlık tabloya bakıp, ?tehlikenin farkında mısınız?? diye soranlar var. Cumhuriyet Gazetesinin reklâmı malumunuz. Ancak bu zevat, ?saatler yüz yıl geri alınacak? diye cumhurbaşkanlığı seçimlerine gönderme yaparak, zihniyetlerinin ve ufuklarının darlığını, AKP’nin ekmeğine yağ sürerek göstermektedir.

Ülkemize, milletimize, devletimize, bölünmez bütünlüğümüze, Türk kimliğine, değerlerimize ve inançlarımıza yönelik bunca tehditler var; her geçen gün ülkemizde, bölgemizde ve dünyada yaşanan sürece baktığımızda, bu durumun ağırlığını hissediyoruz. Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Milleti tasfiye edilmeye çalışılıyor. Ülkemiz her alanda toplumsal bir sancı ve buhran içerisinde?

Bu tabloya bakıp, ?neye, neden karşı olduğumuzu? iyi idrak etmeliyiz. Bu ülkede ?ne, neye rağmen yapılabiliyor ya da yapılamıyor?? bu sorunun cevabını vermeliyiz.

?Milli irade? elbette bu yanlışlıkları ve soysuzlukları görecek, bu soruların cevabını, tavrını ve teveccühünü sandıkta gösterecektir.

Tehlike büyüktür ve biz bunun farkındayız. Ancak bu zihniyet sahipleri sordukları soruya verdikleri cevap itibariyle, hiçbir şeyin farkında olmadıklarını göstermektedirler. Bu itibarla, Türkiye’nin öncelikli sorunlarının belirlenmesi konusunu bir türlü idrak edememektedirler.

Türkiye’nin sorunu ?milli menfaatlerini milli kimliği temelinde? belirleyememesi, bu gücün icazetinin sadece ?milli irade? olduğunu görebilen kadroların iktidara taşınamamasıdır. Yoksa her sorunu ?rejimle ve laiklikle? ilişkilendirirseniz, ?sahte çığırtkanlıklara? bu millet teveccüh göstermez ve AKP zihniyetinin ekmeğine yağ sürersiniz. Üstelik bu çığırtkanlara dikkatlice bakıldığında, sanki AKP zihniyeti ile bunlar karşı karşıya imiş gibi gözükse de; aslı itibariyle aynı projenin dâhilinde oldukları, aynı projenin uzantıları oldukları görülecektir. Yakın tarihimize neler olduğunu iyi okuyanlar bu durumun idrakine varacaktır; yanılıyor muyum?

Bu noktada; ülkemizde ?adet olduğu üzere? toplumu çeşitli tasniflerle tanımlamak gerekirse; Devlet Bahçeli’nin de işaret ettiği gibi, artık ?ya teslimiyetçisiniz, ya milliyetçi??

Herkes kararını vermelidir. Durum vahim, yol uzun, iş çetindir. Bu ülkenin umutları tükenmemiştir, bu ülkede derinliğin, sağduyunun, sabrın ve imanın timsali olan Türk Milleti son sözünü söylememiştir. Bu ülkede, Türk milliyetçileri son sözünü söylememiştir.

Bu anlamda herkes şu sorunun cevabını, ?ama, fakat, lakin, hık-mık, kem-küm? demeden vermelidir; teslimiyetçi misiniz milliyetçi mi?

Evet, Türkiye gariplikler ülkesi? Bu ülkenin fikir iklimi garabet içerisinde, ?bu ülkenin? çocukları gariptir? Fakat bu bizim kaderimiz değildir vesselam?

Son söz; milliyetçi olmayanların kaderi ?mankurtluktur? yani ?çağdaş kölelik??

Milliyetçilerin tavrı ?bozkurtluktur? yani ?hür yaşama iradesi??

Erkan ÇAKICI – www.ulkuocaklari.org.tr





MİLLİ ŞUUR VE MİLLİYETÇİLİK

22 02 2007

BasbugDünya üzerinde insan toplulukları milletler halin­de yaşamaktadırlar. Her millet kendi özelliklerini ko­rumaya, geliştirmeye gayret etmekte ve kendi toplu­luğunu diğer milletlerden daha ileri, daha yüksek, da­ha refahlı yapmaya çalışmaktadır. Milletler arasında­ki bu rekabet ve karşılıklı yarışma, milleti meydana getiren insanların müşterek duygular halinde birleş­meleri ve müşterek bir milli şuur etrafında toplana­rak kendi toplum varlıklarını belirli hedeflere yöneltme şuuruna sahip olmalarıyla mümkündür. Milletle­rin faaliyetlerinde, yükselmelerinde ve kendi toplum­larını refaha kavuşturmak, geliştirmek çabalarında Milliyetçilik şuuru ve Milliyetçilik duygusu başlıca te­sir yapan faktör olmaktadır. Milliyetçilik duygusun­dan yoksun olan bir toplumun millet manzarası gös­termesi mümkün değildir. Milliyetçilik duygusuna sa­hip olmayan, milli şuura sahip olmayan bir toplulu­ğun bir arada yaşaması mümkün değildir. Böyle bir duygudan ve şuurdan mahrum toplulukların dış olay­ların en ufak bir tesirine karşı kendilerini koruyama­dıklarını, hatta dış tesirler olmasa dahi kendi kendile­rine dağıldıklarını ve belirli vasıfları olan, belirli hedefleri olan bir topluluk hüviyetinden çıktıklarını gör­mekteyiz.

Türk Milletinin yükselmesi ve tehlikelerden korunması, Türk Milletini meydana getiren kişilerin teken teker milli şuur sahibi olmasına ve kalplerinin millet sevgisi, vatan sevgisi ile çarpmasına bağlıdır. Bunun için milli doktrin Dokuz Işık’ın birinci ilkesi ola­rak Milliyetçiliği koymuş bulunmaktayız. Şüphesiz bu­rada bahis konusu edilen Milliyetçilik Türk Milliyetçiliğidir. Türk Milliyetçiliği ne demektir? Türk Milli­yetçiliği, Türk Milletine karşı beslenen derin sevgi, bağlılık duygusunun, müşterek bir tarih ve müşterek hedeflere yönelme şuurunun ifadesidir. Türk Milliyet­çiliği insani duygularla beslenen bir anlayıştır. Türk Milliyetçiliği kin ve garazı esas almayan, sevgiyi esas alan bir düşünce tarzıdır. Milliyetçilik; milletini sev­mek, .vatanını sevmek ve milletinin tehlikelere karşı korunması için her fedakârlığı göze almak duygusu ve düşüncesidir. Türk Milliyetçiliği bütün Türkleri kardeş sayan bir düşüncedir. Türkiye Cumhuriyeti sı­nırları içinde yaşayan ve kendisini Türk Milletinin bir mensubu kabul eden herkesi kardeş sayan bir düşün­ce ve görüştür.

Türk Milliyetçiliği Türk Milletinin gözüyle olay­ları görmek ve değerlendirmek zihniyetini ifade et­mektedir. İster Türkiye içinde olsun, ister Türkiye dı­şında olsun, cereyan eden her olayın Türk Milletine zarar getirmemesini istemek, düşünmek ve bunun için çalışmak duygusu ve şuuru, Türk Milliyetçiliği’nin bir başka ifadesidir denilebilir. Bunun yanı sıra Türk milletinin gerek Türkiye’de meydana gelen gerek Türkiye dışında meydana gelen olaylardan azami ölçüde yararlanmasını istemek, meydana gelen her olayın Türkiye’ye azami ölçüde yarar sağlamasını dü­şünmek ve bunun için çaba harcamak da Türk Milli­yetçiliğinin bir gereği olarak görülmelidir. Millet ta­rifini ele almakta Türk Milliyetçiliğini belirlemek için yarar vardır.

Türk Milleti dediğimiz gerçek nedir? Bugün Türk Milleti dediğimiz gerçeği şu şekilde tarif etmek mümkün. Müşterek bir tarihten gelen ve müşterek bir tarih şuuruna sahip bulunan, aynı dine mensup, aynı kültürle yoğrulmuş, aynı devleti kurmuş, yaşatmış Ve bugün de aynı devletin sahibi ve aynı devletin bayrağı altında ve sınırları içinde yaşayan insan topluluğu Türk Milletini teşkil etmektedir. Yani Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan ve Türklüğü benim­seyen, aynı kültürle yoğrulmuş, aynı dine mensup insan topluluğu bugünkü milletinizi meydana getirmektedir.

Türk Milletinin tarifi bu çizilen çizgilerin dışına da taşmaktadır. Türk Milleti büyük bir millet olduğu için bugün dünya üzerinde geniş sahalara yayılmış ve dağılmıştır. Bugün dünya üzerinde yaşayan aynı dine mensup, aynı tarihe mensup ve aynı dili konuşan Türk topluluklarının sayısı yüz yirmi milyon civarında tahmin edilmektedir. Bunların ancak üçte biri Türkiye sınırları içinde bulunmaktadır. Bugünkü Türkiye sınırları dışında kalan Türkleri Türk Milletinden saymayacak mıyız? Bugünkü Türkiye Cumhuriyeti sınıfları dışında kalan Türkler de Türk Milletindendir. On­lar da Türk Milleti deyiminin içindedirler. Ancak Tür­kiye Cumhuriyeti sınırları dışında kalan Türkler başka topraklarda, başka milletlerin idaresi altında bulunmaktadırlar. Bugün dünya üzerinde biricik bağım­sız Türk Devleti olarak Türkiye Cumhuriyeti bulun’ maktadır. Türkiye Cumhuriyeti bütün Türklük meselelerinin sahibi ve temel varlığıdır. Bu bakımdan Türkiye Cumhuriyeti’nin birinci planda ele alınması ve korunması, yüceltilmesi başlıca konuyu teşkil etmeli­dir. Türk Milletinden olmak; Türk Milletini sevmek ve Türk Devletine sadakatle hizmet aşkı taşımak, vatana bağlılık duygusu içinde bulunmak ve Türk Milletinin yükselmesi için elinden gelen her fedakârlığı yapmak ve çalışmak duygusu ve şuurudur. Bu duygu ve bu şuuru taşıyan, herkes Türk’tür. Kalbinde yabancı başka bir milletin özlemini, özentisini taşımayan, kendi­sini Türk hisseden, Türklüğü benimseyen ve Türk Mil­letine, Türk Devletine hizmet aşkı taşıyan herkes Türk’tür.

İşte Türk Milliyetçiliğinin temel görüşü budur. Bu görüş ışığında olayları değerlendirmek zorunluluğu vardır. Türk Milliyetçileri sadece Türkiye Cumhuriye­ti sınırları içinde bulunan Türklerle m i ilgilenecektir? Türkiye Cumhuriyeti sınırları dışında kalan Türklerle münasebetlerimiz ve bunlara karşı tutumumuz ne ol­malıdır? Bu sorulara verilecek cevap şudur: Türk Milliyetçiliği, dünya üzerinde nerede Türk varsa onlarla ilgilidir. Onlara karşı derin bir sevgi ve ilgiyle dolu­dur. Dünyanın neresinde Türk varsa bu Türklerin iyi durumda olmaları, bu Türklerin yükselmeleri, korun­maları, kendilerine mümkün olan her çeşit yardım ve desteğin sağlanması Türk Milliyetçiğinin şaşmaz düsturudur. Ancak Türk Milliyetçiliği Türkiye Cumhuri­yeti sınırları dışında bulunan Türklerle ilgisinde ve münasebetlerinde, bu ilgi ve münasebetlerin Türkiye Cumhuriyeti’ni tehlikeye sokmayacak, Türkiye Cum­huriyeti’ne zarar vermeyecek şekilde yürütülmesi prensibini esas alır. Türkiye Cumhuriyeti’ni tehlikeye so­kacak, Türkiye Cumhuriyeti’ne zarar verecek durum­larda her şeyden önce dünyada biricik bağımsız Türk Devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ni tehlikelerden ko­llamak ve her çeşit zarara karşı onun gözetilmesi Türk Milliyetçiliğinin esas görüşünü teşkil etmektedir.

Bugün yirminci yüzyılın son çeyreğinde dünya üzerinde insanlık büyük merhaleler kat etmiş bulun­maktadır. İnsan Hakları Beyannamesi hemen bütün devletlerce kabul edilmiş ve imzalanmıştır. Birleşmiş Milletler Anayasası bu teşkilata üye olan bütün dev­letler tarafından kabul edilmiş ve imzalanmıştır. Bu iki önemli vesikanın kabul ettiği bir insanlık ilkesi vardır. Bu insanlık ilkesi her milletin kendi kendisini idare etme hakkına sahip olduğu görüşüdür. Sel! Determinasyon denilen, her toplumun, her milletin kendi mukadderatına kendisinin hâkim olması görüşü İnsan Hakları Beyannamesinde ve Birleşmiş Milletler Anayasası’nda yer almış olan mukaddes bir hak teş­kil etmektedir. Bu hakka dayanarak bugün Afrika’da ve Asya’da birçok insan toplulukları yeni devletler. Yeni milletler halinde sahneye çıkmakta, bağımsızlıklarını ilan etmektedirler. Bugüne kadar tarihte hiç bir zaman devlet olmamış, devlet kurmamış olan birçok Asyalı ve Afrikalı insan toplulukları yeni milletler. Yeni devletler halinde sömürgeci devletlerden bağımsızlıklarını almışlar ve Birleşmiş Milletlere üye olmuş bulunmaktadırlar.

Tarihte belirli bir medeniyetleri dahi kaydedilmemiş olan birçok insan toplulukları Self Determinasyon prensibine dayanarak bağımsızlıklarını alıp yeni devletler halinde hürriyetlerine kavuşurlarken Türkiye sınırları dışında yaşayan Türklerin bu haklarının teslim edilmemesi nsanlık bakımından yüz kızartıcı bir durumdur. Her milletin kendi mukadderatına hâkim olmak mukaddes hakkı olduğu gibi, başka milletlerin boyunduruğu altında sömürgesi olarak yaşayan Türk topluluklarının da, İnsan Hakları Beyannamesi’nin, ön gördüğü kendi mukadderatlarına hâkim olmak “Self Determinasyon” haklarını kullanmak kutsal hakla­rdır.

Türklerin de bu haklarını ortaya koymak her şeyden evvel yüksek insanlık vazifesinin bir gereğidir. Bu bakımdan biz Türk Milliyetçiliğinin bir diğer görevi olarak başka milletlerin sömürgesi durumunda ya­şatılan Türk topluluklarına Birleşmiş Milletler Anaya­sa’sında, yer almış olan İnsan Hakları beyannamesin­de yer almış olan, Self Determinasyon hakkının tanın­masını bir insanlık vazifesi olarak ileri sürmekteyiz. Ve bunu söylemeyi bir vazife saymaktayız. Bunu söy­lememiz başka milletlere düşmanlık ifadesi değildir. Kendi milletimizin insanca yaşama haklarını istemek­tir. 1nsanca yaşama hakkı istemek bir insanlık va­zifesidir. Şimdiye kadar birçok Türk Aydınları bunu ifadeden dahi çekinmişlerdir. Burada ilan ediyorum! Kendini bilen her Türk bu gerçeği her yerde ifade et­melidir. Herkese bunu anlatmalıdır. Bahse konu olan bu Türk topluluklarını kendi sömürgeci tutumlarıyla esir olarak tutan milletlere de bunu açıkça söylemeli ve insanlık duygusuna insanlık haysiyetine aykırı olan bu davranıştan ‘onların vazgeçmesinin, her şeyden ön­ce kendilerini yükselteceğini onlara anlatmalıdır. Yur­dumuzda iç politika mücadeleleri, politika menfaat­leri dolayısıyla Türk Milletinin yüksek davaları çiğ­nenmiştir; zarara sokulmuştur. Türkiye’ do Turancılık görüşü hakkında yalan yanlış iddialar ortaya atıl­mış ve Turancılık düşüncesi, Turancılık fikri kötü, za­rarlı bir düşünce olarak Türk Milletine tanıtılma yolu­na gidilmiştir. Yunanlılar için Enosis neyse, Ruslar için Panislavizm neyse, Almanlar için Alman Birliği neyse, Araplar için Arap Birliği neyse, İranlar için Panaryanizm neyse, Türkler için de Turancılık odur. Ruslar için suç ve kusur olmayan, Almanlar için suç ve kusur olmayan, Yunanlılar için suç ve kusur kabul edilmeyen, Araplar için suç ve kusur kabul edilmeyen daha birçok milletler için suç ve kusur kabul edilmeyen kendi milletinden olan İnsanların kölelikten kurtulması ve yakın kültür birliği İçinde, yakın işbirliği içinde bir varlık haline gelmeleri düşüncesi, Ülküsü Türkler için neden kötü gösteriliyor? Neden bir suçmuş gibi Türk kamuoyuna takdim ediliyor? Hiç şüphesiz bunu yapanların bir kısmı kendi haris siyasi menfaatleri için Türk Milletinin bu büyük Ülküsünü istismar etmişler, kötülemişlerdir. Diğerleri ele Türk düşmanlarıdır, Yabancı kölelik rejimlerinin içimize sokulmuş kölelik tellallarıdır ki, bunların başında komünistler gelmektedir. Bunlar Turancılık düşüncesinin baş düşmanıdır. Her yerde bu fikri gülünç göstermeye, bu fikrin Türkiye için tehlikeli olduğunu göstermeye çalışarak Türk Milletinin gücünü meydana getiren milli düşünceyi tahrip etmek çabasını göstermişlerdir,

Milliyetçilik, Türk Milletine karşı beslenen derin sevginin ifadesidir. Kal binde başka bir ırkın gururunu taşımayan ve kendisini samimi olarak Türk hisseden ve Türklüğe adayan herkes Türk’tür. Biz; Türk Milletine mensup olduğumuza göre, bu milletin içinden çıkmış insanlar olduğumuza göre, elbette ki kendi milletimize karşı derin bir bağla bağlı olacağız ve bu milletin yükselmesi için, bu milletin haklarının daima her çeşit tesirlerden uzak, her şeyin üstünde bulundurulması için çalışmayı görev tanıyacağız, İşte bu sebeplerden dolayı bizim milliyetçiliğimiz, Türk Milletine karşı duyulan derin, köklü bir sevgi ve Türk Milletinin içinde bulunduğu müşkül durumdan bir an önce, en modern, en ilmi metotlarla çıkarılarak en kısa yoldan modern uygarlığın en ön safına geçirilmesini sağlamak duygusundan kuvvet alır. Milliyetçi­liğimiz başkalarına karşı kin, garez duygularıyla bes­lenmez. Demek ki, Türk Milliyetçiliği, Türk Milletine karşı duyulan derin sevgi, bağlılık ve onu güç durum­dan kurtarıp, kuvvetli, her çeşit korkudan, baskıdan uzak, şerefiyle yaşayan, müreffeh, mutlu ve modern ugarlıkta en ön safa geçmiş bir hale getirmek isteği bu isteğin yarattığı duygudur. Birinci prensibimiz olan Milliyetçiliğimizin özet olarak tarifi budur.

Bunun yanında Türkçülük kelimesini de ilave edi­yoruz: Milliyetçiyiz, Türkçüyüz. Neden Türkçüyüz? Çünkü milletimiz Türk Milletidir. Türkçülük ne de­mektir? Türkçülük, Türk Milletinin hayatının her saf­hasında yapacağı her şeyin Türk ruhuna, Türk gelene­ğine uygun olması ve Türk’e yararlı olması amacının, fikrinin ön planda tutulmasıdır. Türkçe konuşacağız, Türkçeyi daima her şeyin üstünde tutacağız. Yapıla­cak her işte Türklük ruhuna, Türk’ün özelliğine uygun ve Türk Milletine yararlı olması şartını göz önünden kaçırmayacağız. Türkçülüğün de kısaca tarifi budur. Birinci prensibimiz olarak aldığımız Milliyetçilik ve Türkçülük, kısaca yaptığımız bu izah ve tarifle işte bu şekilde ortaya konmuş oluyor.
Başbuğ Alparslan Türkeş