Ulkudas.Blogspot.Com ile Yayındayız!

10 03 2008

Değerli okuyucularımız!

Türkiye’den Bir wordpress üyesi bir bloga hukuki nedenlerle koyulan erişim yasağı nedeniyle bizim de sitemiz bu yasaktan etkilendi. Yayın hayatımıza ulkudas.blogspot.com adresli sayfadan devam etme kararı aldık.

Ulkudas.Blogspot.Com

İlgilenen herkese duyurulur.

Ne Mutlu Türküm Diyene!





Tayyip Bey’in Hoşuna Gitmeyecek Döküm

17 07 2007

BAŞBAKAN kürsülerden bağırıyor: “4.5 yılda Türkiye’yi uçurduk, uçurduuuuk.”

Şimdi Tayyip Bey’in Türkiye’yi nasıl ve nereye uçurduğuna bakalım:

Dünyanın en yüksek faizi Türkiye’de…

Dolarlarını getirip Türk parasına çeviren yabancılar yüzde 22 faizi cebe indiriyorlar.

Bu nedenle Türkiye’ye giren sıcak para 80 milyar doları geçti.

Borsanın yüzde 72’si yabancı yatırımcıların elinde.

Bankacılık sisteminin yüzde 42’sini yabancılar satın aldı.

Bir kez daha AKP iktidar olursa bu oranın yüzde yüze yaklaşacağına kuşku yok.

AKP iktidarında 80 yıllık cumhuriyet dönemindeki kadar borç yapıldı…

Türkiye’nin borcu 407 milyar dolar oldu. Yoğun özelleştirmelere karşın borç azalmıyor hızla artıyor.

İşsizlik facia…

Resmi rakamlara göre 3 milyona yaklaşıyor. Gerçek rakam nedir bilinmiyor.

Avrupa’nın en pahalı mazotu Türkiye’de satılıyor…

Türk insanı elektriğe Avrupalı’dan on kat fazla para ödüyor…

* * *

Belki Tayyip Bey kızıyor ama ne yapalım. Döküme devam:

Türkiye’deki büyümenin bütün rantını nüfusun sadece yüzde 5′i paylaşıyor. Yüzde 95′i havasını alıyor.

Bütün ekonomilerde büyüme görüldü. Türkiye’deki büyüme gelişmekte olan ülkeler ortalamasının altında kaldı. Yatırım yaparak, üretimi artırarak değil, ithalatımızı patlatarak, borçlanarak büyüyoruz.

4.5 yıllık AKP iktidarında yoksulluk, yolsuzluk, yoksunluk görülmemiş boyutlara çıktı…

Yolsuzluk ve talanın adı AKP ile bütünleşti

Vatandaş buna “Ali Dibo” adını taktı. Hemen her ilde “Ali Dibo”lar patladı.

Medya Başbakan ve bakanların çocuklarının 4.5 yılda nasıl servet sahibi oldukları haberleriyle doldu taştı…

AKP yandaşları para ve servet sahibi olurken 18 milyon insan yoksulluk sınırının, 1 milyon insan da açlık sınırının altında kaldı…

İşçi, memur, küçük esnaf, çiftçi başta olmak üzerene bütün dar gelirli kesimler perişan hale getirildi.

AKP iktidarının beceriksizliği yüzünden terör yeniden tırmanışa geçti…

Dış politikada hemen her mevzi yitirildi veya yitirilme noktasına getirildi…

Kıbrıs davasının peşi bırakıldı...

Avrupa Birliği Allah’a havale edildi.

Yunanistan’la sorunlar belirsizliğe itildi.

Kuzey Irak’taki gelişmeler sadece seyrediliyor.

* * *

Bütün bu döküme karşın Tayyip ile Abdullah Gül halkın karşısına çıkıp “Türkiye’yi uçurduk, uçurduuuk” diye bağırıyorlar.

353 milletvekiliyle 550 kişilik parlamentoda cumhurbaşkanı seçemeyen bir iktidar olarak boyunlarını büküp mazlumu oynuyorlar.

Meydanlarda din tüccarlığı yaparak, yoksul insanlara sadaka dağıtarak onların oylarını satın almaya çalışıyorlar.

Oy uğruna tarikatlara, cemaatlara teslim oluyorlar.

Sizce Tayyip Bey neden muhalefetten fellik fellik kaçıyor?

Adamın önüne yukarıdaki dökümü koyuverirler de ondan.

Tufan Türenç – Hürriyet





İbret Belgesi Rakamlar

12 07 2007

Emin ÇÖLAŞAN

 ecolasan@hurriyet.com.tr

İbret belgesi rakamlar

GAZETEMİZİN yazarı Prof. Dr. Şükrü Kızılot, ekonomide AKP iktidarının halkı kandırmaya dönük masallarını rakama dökmüş. Bunlar devletin resmi rakamları.

Ancak iktidarın masallarından, pembe tablolarından çok farklı. Biraz bol rakamlı olacak ama okumaya değer. Her biri ibret belgesi. Kısaca özetliyorum:

AKP iktidar olduğunda cari açık (Türkiye’ye gelen dövizle çıkan döviz arasındaki fark) 2002 Aralık ayında 1.5 milyar dolar. 2006 Aralık rakamı ise 3l.5 milyar dolar. Artış oranı yüzde 2 bin. Bu döviz açığı ağırlıklı olarak sıcak para denilen (kara para dahil) emanet para ile karşılanıyor. Riski çok büyük.

Dış ticaret açığı (ithalatla ihracat arasındaki fark) 2002 Aralık ayında 15 milyar dolar. 2006 Aralık ayında ise 53 milyar dolar. Artış oranı yüzde 241.

AKP iktidar olduğunda Türkiye’nin toplam borcu 222 milyar dolar. Bugün 400 milyar dolar. İç borçta artış yüzde 114, dış borçta artış yüzde 64.

AKP iktidar olduğunda kişi başına borç 3187 dolar. Bugün 5458 dolar. Doğan her çocuk bu miktar borçla doğuyor. Artış yüzde 71.

Özel sektörün dışarıya borcu 2002 Aralık ayında 44 milyar dolar. Bugün dışarıya borcu 126 milyar dolar. Artış yüzde 187.

Ailelerin bankalara borcu 2002 Aralık ayında 4.3 milyar YTL. 2007 Mayıs itibariyle bu rakam 24.4 milyar YTL. Artış oranı yüzde 467.

Tüketici kredilerinde 2002 Aralık ayı rakamı 2.3 milyar YTL. 2006 Aralık ayında 45.5 milyar YTL. Artış korkunç: Yüzde 1878. Halkımız borçla yaşar duruma getirildi. Ayrıca kredi kartı borçları toplamı 2002′de 4.3 milyar YTL. Geçen yıl 21.2 milyar YTL. Artış yüzde 393.

Yabancılara özel ayrıcalık: Temmuz 2006′da yabancıların devlet tahvili, Hazine bonosu ve borsa kazançlarının vergisi yüzde 15′ten sıfıra indirildi. Yabancılar vergi ödemiyor, Türkler bu gelirlere yüzde 10 vergi ödüyor.

Yabancı sermaye üretken ve ihracatçı olmayan sektörlere geldi. İş olanağı yaratmayan hazır tesisler yabancılara satıldı ve Türkiye bu parayla yönetildi. Bankalar, limanlar, havaalanları, Telekom, Petkim, araziler…

AKP iktidar olduğunda bankacılık sektöründeki yabancı payı yüzde 3. Bugün itibariyle yüzde 42. Artış oranı yüzde 1300. Cüzdanımız, evimiz, paramız, yabancıların denetimine girdi. Aynen borsamız gibi! Şu anda borsanın yüzde 7l’i yabancıların, sıcak paranın, kara paranın emrinde.

AKP iktidarı, rantiye kesimi ihya etti. Yabancıların 2002′de borsaya yatırdığı her bin dolar, şu anda 3586 dolar oldu. Dolar bazında kazanç oranı yüzde 259. Böyle bir örnek dünyada yok.

Esnaf zulüm altında. AKP iktidarından bugünkü rakamlara karşılıksız çeklerde artış yüzde 102, protesto edilen senetlerdeki artış yüzde 204.

Pek çok işyeri kapandı. Bu ne biçim büyümedir ki, AKP iktidar olduğunda 8 milyon olan vergi yükümlüsü sayısı, 2006 yılı sonunda 470 bin azalarak 7 milyon 530 bine indi.

Türk halkı, beş yıl boyunca dünyanın en pahalı akaryakıtını kullandı.

Pembe tablolar, büyümeler falan filan işte böyle!

VATANDAŞ MEKTUBU, YORUMSUZ!

“BEN Kırıkkale’den emekli olup Antalya’ya göç eden emekli Hamdi Demirhan. 17 Haziran 2007 Babalar Günü’ne kadar Pamukkale şirketinde şoför olarak çalışmaktaydım. O gün Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin ve Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel esnafı geziyordu. Ben de aracımla oradan geçerken sesimi duyurmak amacıyla kendilerine ‘Sayın bakanım, emekli aç, bize zam yok mu’ diye bağırdım ve aracımla uzaklaştım. Bu söylediğim saat 15.10 dolaylarında oldu. Saat 16.30′da otogara döndüğümde firmamızın yetkili müdürü beni yanına çağırıp ‘Mehmet Ali Şahin’i protesto etmişsin, seninle çalışmamız zor’ dedi ve işten kovuldum. Onların açtığı bir telefonla beni işten çıkarmış oldular. Benim bildiğim bakan ve belediye başkanı, bize destek olması gereken insanlardır. İşsize iş bulacağı yerde insanı ekmeğinden, işinden eden değil. Tek suçum zam istemek ve sesimi duyurmaktı. Olur mu böyle Emin Bey, sorarım size. Bana verdikleri Babalar Günü hediyesini hiç unutamıyorum. Çok gücüme gidiyor. Normal bir vatandaş olarak tepkimi belirttim. Çalışmazsam ya hırsızlık yapacağım veya aç kalacağım. Çalışmak istiyorum ama engel oluyorlar. Şimdi işsizim ve boştayım. Sıkıntılı sıkıntılı dolaşıyorum. Sesimi sizin duyurabileceğinizi düşünerek yardımlarınızı bekliyorum. Teşekkür ederim.”

Evet, yorumsuz!





Hadi Oradan Sen de!

8 07 2007

Hadi Oradan Sen de!

Alişan SATILMIŞ

MHP üzerine ahkam kesmede nedense yerli yersiz bir çok kişi konuşuyor.


Sorulanlara verilen cevaplara bakınca öfkelenmemek elde değil.

Saçma sapan tahliller, tenkitler ve haksız garabet eleştiriler, iş olsun torba dolsun babından gündem oluyor.

Hele bir de kıyaslamalar var ki, resmen vicdan adına vicdansızlık söz konusu…

İnsaf dinin yarısıdır hadisi şerifinden habersiz olanların yaptıkları ayıptan öte resmen zan.

Konum ve statü tesciliyeti, sağcı ve muhafazakar bilinen şahsiyetlerin tahlilleri saçmalıktan öte garabet arz ediyor.

Eserlerini okuyup, hayranlık duyduğumuz şahsiyetler bir, bir patlıyor. Tercihini AKP ve RTE ile alakalandıran bir yazarın kalkıp MHP’li gibi konuşması hiç de etik bir durum değil.

AKP milliyetçi muhafazakar gören bir düşünce ekseni raydan çıkmış demektir.

Bunların söyledikleri karşısında; ”ya bak kimlere muhabbet duymuşuz” pişmanlığı ard arda gelen şoklama olmuş durumda…

Sağcı denilen işte bu tipler.

Tesciliyet markaları güce tapmak, iktidarlara yaranmaktır.

Din anlayışları da ya diyalogculuk yada mutezile-Eşariye arası bir mantık kurgusunda anlam bulduğundan gel gitlere göre tasnifleniyor.

Bilginin cenabet teşnisinde ahkam kesmek adına zikzak bir istikamet yolcusudurlar.

MHP ve Devlet Bahçeli’ye yönelik eleştirileri tercihlerinde samimiyetlerini ortaya koyuyor.

Samimiyet sınavında sınıfta kalanların Ülkücülere vereceği akıl zevzeklik etmekten başka bir mana taşımaz.

MHP metafizik algısını ahlakta ve dürüstlükte temellendirir.

Çalan, çırpan, katlar, yatlar, gemilerle anılanlar dindar ve metafizikçi oluyorlarsa bırakın biz sizin istediğiniz olmayalım ve aklınızı zorlayalım…

Efendi ahlak amaçtır, iktisat araç. Aracı, amaç kılanlar sizin tercihinizse ve onları Anadolu çocuğu görüyorsanız size söylenecek sözümüz.

“Çok komik oluyorsunuz çok!

Görünen o ki, siz de kapağı AKP’ye atıp nemalanma hevesindesiniz.

Bari, dini alet etmeyin niyetinize.

En basitinden bakın bakalım hangi partinin genel merkezinde mescit var.

Yetmedi mi parti genel merkezlerinin yanına yaklaşıp ferasetle bir bakın bakalım hangisinde Davut yıldızı, hangisinde Bilge Kağan buyruğu görünür.

Dolayısıyla siz deyyuslara düşmez MHP’nin dindarlığını AKP ile kıyaslamak.

Alişan SATILMIŞ





Köpekler Gibi Öleceksiniz

1 07 2007

Sizler şeytanlarınıza uşak olmuş münafıklarsınız. Sizler müslümanları görünce biz de müslümanız Allah’a inanırız dersiniz. Korkunuzdan, menfaatinizden dersiniz. Kendi başınıza kaldığınızda nefsinize ve şeytanınıza uşaklık edersiniz.Dünyada var olan her şeyin kuralı vardır. Sisteme dahildir. Size ne oluyor da din üzerine ahkam keser oldunuz. Siz dini ne bilirsiniz! Siz hangi dini bilirsiniz?Siyaset uğruna, menfaat uğruna din hakkında konuşursunuz. Değil semavi dinler, hiçbir öğreti sizin pis ağızlarınızın siyasetine, politikasına meze olacak kadar ucuz değildir.

Sizler Allah’a inandık demekle Müslüman olunduğunu sanacak kadar cahilsiniz!

Şeytanın size işlerinizi güzel göstermesine ancak siz kanarsınız!

Siz “Allaha inanıyoruz biz de Müslümanız” deyince kimse çıkıp da siz nasıl müslümanlarsınız diye sormayacak sanmaktasınız. Kitaba inanmazsınız, modern yaşam uğruna Peygamberin yolunu terkedersiniz, hükümleri çağa uydurma peşinde koşarsınız, bırakın dini kuralları toplum örfüne göre pislik olan ne varsa yaparsınız sonra siz de mi müslümansınız?

Elbette değilsiniz!

Sizler için din ancak menfaat ocağıdır. Siz ihtiyaç duyduğunuzda müslümansınız! Allah’tan korkmazsınız, haya damarlarınız ise zaten kurmuş! Halkınıza, milletinize dahi saygınız yokken ne dini!

Din gününde kendinize muhatap araken halkınıza dahi hesabınızı veremeyeceksiniz!

Meydan müslümanları!

Ortam müslümanları!

Unutmayın, nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz;

Köpekler gibi yaşamaktasınız, köpekler gibi öleceksiniz!

Allah’ım soysuzların şerrinden, münafıkların şerrinden, seni bilmezlerin şerrinden bizleri muhafaza et! Hesap gününde hesabımızı kolaylaştır! Yüreklerimize ferahlık ver, ülkemizin birliğini, dirliğini gücünü muhafaza et ve artır! Elim cehennem azabına bizleri maruz bırakma! Günahlarımızı affet!

Amin!

Yazar: Abdurrahman SUHEYB





Siyasette Koltuktan Önce ve Koltuktan Sonra…

21 06 2007

Bu hükümet temel hak ve özgürlükler konusunda samimi değildir. Eğer samimi olsalardı, hâlâ milletin kılık, kıyafeti ve inancıyla uğraşmazdı. Bu ülkenin, insanların temel hak ve özgürlüklerini garanti altına alacak bir hükümete ihtiyacı vardır…

Filistin’de kan var, işgal var, bir millet yok edilmeye çalışılıyor, devlet terörü var! Bunlara karşı kuru temenniden başka bir şey yapılmıyor.

ABD, İsrail’i korumak için Şaron’a göz yummaya devam etmektedir. İsrail’in Filistin’e uyguladığı katliamı kınıyoruz. Filistin’de kan akmaya devam ediyor ama hükümetin bu konuda maalesef bir duyarlığı yok…

Soruyorum ABD’ye, AB’ye ve Birleşmiş Milletler’e siz neredesiniz? Hıristiyanlık’taki Paskalya törenleriyle barışı kutlarken, Ortadoğu’ya neden barışı getirmiyorsunuz?” “Hükümet maalesef Ortadoğu konusunda gerekli iradeyi ortaya koyamamıştır. Yaşadığımız görüntüler 21. yüzyıl başında bizi üzmektedir. Bir taraftan küreselleşmeyi konuşacağız. Diğer taraftan emperyalist duygularını tatmin etme isteği, içinde olanlara destek vereceğiz. Bunu anlamak mümkün değil…

IMF parayı verdi. Ama hangi şartlar altında ve nerde kullanılacağını söyleyerek verdi. Bu paraların adresleri belliydi ve bunun karşılığında istenen tavizler vardı. Yarın bunlar ‘Kıbrıs’ı konuşalım’ derler.

Türkiye’nin baş edemeyeceği hiçbir problemi yoktur. Bunlar IMF’nin karşısında memurlar gibi oturuyorlar. Acizler hükümeti, halkı bir simit ve bir çaya mahkûm etti. 50 milyar doları batık bankalara hortumlattılar. Ülkenin milyarlarca doları hortumculara yedirildi. Eğer dürüst ve iradeli bir yönetim gelseydi, belki de IMF ile masaya oturmaya bile gerek kalmayacaktı. IMF’den gelen paralar bu ülkeye hibe değildir. Bu paraları benim köylüm, benim memurum ödüyor. Bizler kurtuluş mücadelesi yapacağız. Son günlerde AB ile yatıyorlar AB ile kalkıyorlar. Biz de istiyoruz ama bizi neden oyalıyorsunuz? AB diyerek karın doymaz…

Durun. Güzel tespitler, güzel yazmış falan demeyin sakın. Bu sözler bana ait değil. Bu sözler AKP Lideri Sayın Erdoğan’a ait. Şaşırdınız mı yoksa? Hemen şaşırmayın. Bu sözler virgülüne kadar Sayın Erdoğan’a aittir. Bu sözlerin tek ortak özelliği Sayın Erdoğan, Başbakan olmadan önce söylenmiş olmasıdır.

Tarih bilimciler kronolojik tarih yazarken nasıl milattan önce / milattan sonra şeklinde bir ayrım yapıyorlarsa, Sayın Erdoğan’la ilgili not tutanlar da “koltuktan önce / koltuktan sonra” ayrımını yapmak zorundadırlar. Yukarıda yazılanlar Sayın Erdoğan’ın koltuk öncesi devirlerine ait sözleriydi. Aşağıda yazanlar ise koltuk sonrasıdır. Bakalım “yüz seksen derecelik muhteşem siyasi dönüşler” sonrasında dökülen inciler nasıl dizilmiş, bakalım koltuktan sonra ne değişmiş.

Koltuktan sonra Sayın Erdoğan.

“ABD’nin küresel düzeydeki konumu ve gücü, uluslararası ilişkilerin belki de en belirleyici özelliği haline gelmiştir. Bu ise dünya için bir fırsattır. Günümüzün tek süper gücü olmak beraberinde zorluk ve sorumluluk da getirmektedir. ABD dünyayla ilgilenmeye devam etmelidir.”

“Demokrasi bizim için amaç değil, araçtır. İstediğimiz durağa gelince ineriz.”

“Askerlik yan gelip yatma yeri değildir.”

“(Sayın) Öcalan düşüncelerinin değil, şu anda, almış olduğu ‘kellelerin’ hesabını veriyor.”

Ve. Sayın Erdoğan’ın Türk siyasi üslubuna ‘büyük katkı sağlayan’ en önemli sözünü unutursak ayıp olur: “Ananı da al git lan.”

Sevgi / Saygı / Dostlukla.

——————————————————————————–

GÜNÜN SÖZÜ

“Ey iman edenler, Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin; onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet vermez.”

Maide Suresi / 51

31.05.2007

Ahmet YILMAZ





Türkçe Demek

14 06 2007

Türkiye’de birçok şive ve ağız vardır, ama en gelişmişi; en kullanışlısı ve söz varlığı en çok olanı İstanbul Türkçesidir. Bugün, yaşayan dünya Türklerinin de en az yarısı İstanbul Türkçesini anlar ve konuşur… Öteki yarısında da çeşitli yollarla İstanbul Türkçesinin yaygınlaştığını biliyoruz. Sadece Ahmet Yesevi Üniversitesi ve yan etkinlikleri 50.000 kişilik bir alanda İstanbul Türkçesini öğretme çabasındadır.

Çeşitli vakıflar ve ortaklıkların ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın etkinlikleri ile yayınlarını beğensek de; beğenmesek de Türkçe yayın yapan TV’ler de bu anlamda olumlu katkılar sağlıyorlar.

 

Türkiye’de de birçok kişinin öteki Türk lehçe ve şivelerini anlar ve konuşur durumda olduğunu biliyoruz… Türkler arasında birbirlerinin lehçe ve şivelerini anlayanların oranı ve anlayanların anlama oranı çoğaldıkça “ortak Türkçe alanımız” oluşacaktır. Bugünkü sayısı 200 milyonu aşan Türk Dünyası’nda oluşacak böyle bir alanın Türk’ün yeniden doğuşunda en önemli ortam olacağı açık bir gerçek…

ÜZÜNTÜ VERİCİ
Son derece olumlu bu gerçekliğin yanında; üzüntü verici bir gelişme de var…
Türkiye’de ne yazık ki sömürge olmayan ya da sömürgelikten yeni kurtulmuş olmayan hiçbir ülkede olmayacak bir sapkınlık var:
“Yabancı dilde eğitim sapkınlığı.”

Milletimizi oluşturan ana değer olan Türkçemize bundan daha büyük kötülük yapılamazdı… Yapılıyor ve yaygınlaşıyor…

Öğrencilerimizin bilimin ürettiklerini kavramalarını zorlaştıran ve bilim zihniyetinden uzaklaşmalarına yol açan bu uygulama tam anlamıyla bir “milli suçtur.”

Sapıklık sözünü kullanmamak için sapkınlık dediğim bu saçmalıktan bir an önce dönülmelidir.
Türkiye’de İstanbul Türkçesinden başka hiçbir dile hiçbir eğitim kurumunda izin verilmemelidir.

 

Evet, derhal, hemen, bugünden başlayarak bu uygulama kaldırılmalıdır.
Türk Milliyetçisi için birinci görev, Türkçeyi savunmak ve korumaktır. Yasa yapmak gücünü elde eder etmez, ilk yapılması gereken
“Türkçe Temel Yasası”nı çıkarmak olmalıdır. Bu yasa içinde, eğitim konusundan başka işyerlerine yabancı ad koymak işini de içine alarak Türkçenin yozlaştırılmasına karşı bütün önlemler alınmalı ve yasa ödünsüz uygulanmalıdır.
Türkiye sınırları içinde yaşayan yurttaşlar istedikleri dil, lehçe, şive ve ağızdan istedikleri gibi kültür ve sanat etkilikleri yapsınlar…

ANCAK!
Eğitimde, haberleşmede, yazışmalarda, İstanbul Türkçesinin en güzel biçimiyle kullanılmasını sağlamak devlet olmanın gereği ve Türkiye yurttaşı olmanın gerektirdiği bir borçtur.

Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan insanlar analarından, babalarından öğrendikleri dil, lehçe, şive ve ağız ne olursa olsun, ortak dilimizin İstanbul Türkçesi olduğunun bilincinde olmalıdırlar.

Milli kültürümüzün en önemli iki temelinden birisi dildir ve bu dil Türkçedir. Türkiye Türkleri için İstanbul Türkçesi…

 

İstanbul Türkçesi dışındaki dil, lehçe, şive ve ağızlar bizim alt kültür değerlerimizdir. Onlara ne karşı olmak, ne de onların yok olmasını istemek söz konusu değildir. Ama bilinmelidir ki yurttaşlarımızın bireylik başarılarının yolu İstanbul Türkçesini iyi konuşmaktan geçer…
Türkiye’de İstanbul Türkçesinin dışında bir ortak dil oluşturma çabaları ne anlamlı, ne de yararlıdır. Olabilirliliği olmayan boş uğraşlardır.
Önce Türkiye’de İstanbul Türkçesi tam egemen olmalıdır ki; onu dünya Türklüğünün ortak anlaşma Türkçesi yapma amacı anlamlı olsun…
Bu çabalar içinde olanlar da; öteki edebi Türkçelere saygıyla yaklaşmalıdırlar.
Türk Milliyetçilerinin hiç unutmamaları gereken bir gerçek vardır: Türk demek, Türkçe demektir.

 

N. Kemal Zeybek

 

http://www.aygazete.com/Anasayfa.php?2704





Apo’yu Asmayan Kim?

13 06 2007

Türkiye son bir ay içerisinde artarda gelen şehit haberleriyle hüzüne bulandı. Geride bıraktığımız terör dolu günlere, Kuzey Irakta yaşanan gelişmelere kayıtsız kalan ve PKK yardakçısı peşmergeleri adam yerine koyarak tepemize çıkaran mevcut hükümetin sayesinde maalesef geri döndük. Sayın Erdoğan’ın Başbakanlığı esnasında Şehitler için ve Şehit anaları için sarf etmiş olduğu yakışıksız sözlerine zaten tepkisini en sert biçimse göstermiş olan halk, cenazelerde de susmadı ve tepkisini gösterdi.

Geçtiğimiz günlerde şehit düşen Mehmetçiğin Ankara’daki cenaze törenine katılan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, ve kabinenin bazı bakan ve vekilleri cenaze töreninde halkın büyük tepkisiyle karşılaştı. Tepkiler karşısında suspus olmaktan başka bir çaresi olmayan Gül, bir vatandaşın “ Apo’yu besliyorsunuz “ suçlamasına kayıtsız kalamadı ve cevaben “Apo’yu kimin asmadığını biliyoruz” diyerek karşılık verdi. Aslında bu ifade AKP’nin ve diğer tüm partilerin, PKK terörü mevzu bahis olduğunda, eleştiriler karşısında kaçacak delik aradıklarında sığındıkları bir liman ve ağızlarına doladıkları aslı astarı olmayan bir ifade.. Gerçek şu ki Apo’yu idam dan kurtarmak için Mecliste yapılan oylamada MHP milletvekillerinin haricindeki tüm partiler “idama hayır” diyerek iradelerini ortaya koydular. MHP sahip olduğu 127 milletvekiliyle elinden geleni yapmasına karşın işbirlikçi medya tarafından Apo’nun asılamamasının sorumlusu olarak gösterildi.

Aslında Sayın Gül, Apo’yu asmak için kaç milletvekilinin gerekli olduğunu, yasalarda nasıl bir düzenlemenin yapılması gerektiğini herkesten iyi biliyor, ama yine de böyle bir ifadeyi kullanmaktan imtina etmiyor. Evet Apo’yu asmayanları herkes biliyor ; Apo’nun asılmasını, idama hayır diyen milletvekilleri engelledi.

Hükümet, tek başına iktidar olmanın verdiği rahatlık ve etkili muhalefetin olmamasından kaynaklanan başıboşluğun sağlamış olduğu rehavetle, işine gelmeyen her şeyi terbiyesizlik, saygısızlık olarak niteliyor, eleştirilere karşı çıkıyor ve kedisi haricindeki herkesin susmasını istiyor. Ankara, Manisa ve Şırnak’taki şehit cenazelerinde halkın göstermiş olduğu tepki karşısında kafalarını öne eğmekten başka çaresi olmayanlar, çok sevdikleri koltuklarına oturduklarında, işbirlikçi medyayı da yanına aldıktan sonra halkın verdiği tepkiyi “terbiyesizlik” , “cenazeye saygısızlık” olarak nitelediler. Türkiye’de otuz yıldır şehit cenazeleri tıpkı bugün olduğu gibi defnediliyor, 30 yıldır aynı sloganlar atılıyor, halk hep beraber ağlıyor şehitlerine. Bugüne kadar hiçbir iktidar şehit cenazelerinde atılan sloganlardan rahatsız olmadı ve hiçbir iktidar bu iktidar kadar teröre karşı duyarsız olmadı. Bu iktidar neden rahatsız oluyor? Çünkü onlar için ölen askerler “kelle” , askerlik ise yan gelip yatma yeri de ondan. Gösterilen tepkiler “ Her Türk asker doğar”, “Vatan sana canım feda” şiarını yaşam felsefesi olarak benimseyenlerin tepkileridir.

Şehit cenazelerinde atılan sloganların cenazenin maneviyatını zedelediği ve dinimizce uygun olmadığına yönelik açıklamalara gelince, 30 yıldır atılan şehitler ölmez vatan bölünmez sloganı şimdi mi sorun oldu! 30 yılı aşkındır 30 binden fazla şehidimizi maneviyatsız bir hava da mı defnettik! Bu tarz açıklamalarda bulunanlar eğer gerçekten cenazenin maneviyatından bahsediyorlarsa bugüne kadar alkışlarla, müziklerle yapılan cenaze törenlerine karşı neden bir açıklama yapmadılar? Asıl “motorize ekipler iktidara yardakçılık yapmak için için bu açıklamaları yapanlar değiller midir?

Şehit yakınlarının Hükümet yetkililerinden sadece Devlet Bakanı Sayın Abdüllatif Şener (dürüst olduğu için) ile tokalaşmasının, diğerlerinin yüzüne bile bakmamasının ve cenazede gösterilen öfkenin nedeni, Hükümetin PKK karşısındaki pasif tavrı, Türk askerine ve vatandaşa karşı sarf etmiş olduğu yakışıksız sözlerdir aslında. PKK terörü bağıra bağıra geliyorum dedi, son bir ayda 42 canımız aldı, hükümet hala bir şey olmamış gibi hareket etmeye devam ediyor, sabır istiyor ve susun diyor… Sabrı tükenenlerin, terör karşısında susmam diyenlerin sesi olacağız.

“ŞEHİTLER ÖLMEZ VATAN BÖLÜNMEZ”


Hakkı ŞEKERBAY / Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Merkezi Eğitim Masası





Neden MHP?

3 06 2007

Neden MHP?

Ahmet YILMAZ

Bu sütunlardan size “merhaba” dediğim ilk yazımda “Ben tarafsız değilim” demiştim. Ülkemizin içine düşürüldüğü “her alanda teslimiyet” sürecinde ise taraf olmanın ve açıkça fikir beyan etmenin önemi daha da artmıştır. Bu nedenle okuyucularımdan gelen sorulara da cevap teşkil etmesi bakımından düşüncelerimi ve bugüne kadar kendi sütunumdan yazmadığım çalışmalarımı, bugün siz saygıdeğer okuyucularımla paylaşmak istedim.

Çanakkale Savaşı ile başlayan ve 1919’da Atatürk’ün Samsun’a çıkmasıyla resmen ilan edilen İstiklâl Savaşı ile Türk evladının mübarek kanı üzerinde yükselen Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarihinin en ağır kuşatması ile karşı karşıya bulunmaktadır. 2007’ye geldiğimizde ise AB+D yönetiminin her isteği emir telâkki edilir olmuş, her alanda 84 yılın kazanımları olan Türk Devleti’nin bütün “kırmızı çizgileri” resmen ihlâl edilmiş hatta yok edilmiştir.

1938’de Başbuğ Atatürk’ün ebediyete intikali ile başlayan “milli şef” döneminde; ilk iş ders kitaplarından, devlet dairelerinden, paralarımızın üstünden Başbuğ Atatürk ve bozkurt resimleri kaldırılmış Türk Milleti’nin hafızası silinmeye çalışılmıştır. 1944 yılında Türk Milliyetçileri’ne yapılan zulüm ile de yıllarca sürecek bir dava, asıl mesele “resmen” ortaya çıkmıştır: Türk vatanında Türk’ü yok etmekÖ 1960 yılında yaşanan ihtilâl, sürgünler ve idamlarla desteklenen süreç sonunda gelinen 1980 yılında ise cephelere ayrıştırılan Türk Milleti tarihinin en büyük kargaşası içinde bir tercihe zorlanmıştır. Bu gün de aynen geçerli olan tercih açıktır: “Ya teslimiyetçilik, ya milliyetçilik…”

1944 ve 1960 yıllarında yaşananlarla CHP’nin sola kaymasından sonra Atatürk’ün askeri Alparslan Türkeş önderliğinde başlayan Milliyetçi Hareket, siyasal ve fikri manada milliyetçilik noktasında “tek merkez” olmuştur. Sağ-sol, komünist-faşist, laik-antilaik gibi kutuplaşmalarda her zaman “merkez” olan ve duruşunu hiç bozmayan MHP bu gün de “Türk Milleti’nin merkezinde” durmaya ısrarla devam etmektedir.

1980’de durum kontrolden çıkınca oluk oluk akan kana rağmen “şartların olgunlaşması” beklenerek sahnelenen ihtilal sonrasında, “esarete ve mandacılığa hayır” diyen Türk milliyetçileri “yine” işkencelere ve idamlara yollanmışlardır. Sistem ve yerli işbirlikçileri ile, vatan evlatlarının büyük mücadelesine yine kan bulaşmıştır.

Menderes döneminde “Marshall yardımları” adı altında başlayan, Demirel ve Özal döneminde “IMF ve Dünya Bankası politikaları adı ile” aynen ve arttırılarak devam eden Düyun-u Umumiye politikaları, ekonomik borçlandırılma / kültürel yozlaştırılma ve her alanda teslimiyet süreci Sayın Erdoğan’ın AKP’si ile zirve yapmıştır.

Millet İçin MHP!

Barzani ve Talabani ikilisi “AKP kalmalıdır” düeti yapıyor, AB ve ABD ikilisi AKP kalsın diye feryat figan ediyor, TÜSİAD ise her zaman ki gibi… Düz ova teslimiyetçisi DYP dağdakilerle uzlaşma türküleri söylerken ANAP’la baraj uzlaşması yapıverdi. CHP Siirt seçimleri uzlaşmasından sonra sessiz sedasız beş yıl Meclis teslimiyeti sonrasında DSP ile seçim ittifakı konusunda uzlaşıverdi. Herkesin bir yerlerle uzlaşma aradığı bu garip dönemde “Sadece milletimle ittifak yaparım” diyen tek lider Devlet Bahçeli, tek parti MHP’dir. Bu nedenle MHP, millet için MHP diyorum. “Balkondan seyretmek” tarzım olmadığı için sadece yazıp-çizerek değil, tüm varlığımla MHP diyorum. “Ya teslimiyetçilik, ya milliyetçilik” noktasında tercihe zorlanan milletime her anlamda hizmet etmek için de MHP’den Konya seçim bölgesinden aday adayı olduğumu ve aylardır köy köy, ilçe ilçe dolaştığımı ve son iki aydır okuduğunuz bu satırları da Türk’ün Anadolu’daki ilk Başkent’i Konya’dan yazdığımı bilmenizi isterim. Başkenti Washington, Brüksel olanlara inat Başkent Ankara diyenlere selam olsun…

Sevgi / Saygı / Dostlukla…

GÜNÜN SÖZÜ

“Söz konusu vatan ise gerisi teferruattır.”

BAŞBUĞ ATATÜRK

29.05.2007

   Ahmet YILMAZ





Sinir İhlali – Yılmaz Özdil

29 05 2007

Sinir ihlali…
Lübnan’a gitmek istemiyoruz.
Gidiyoruz.
Irak’a gitmek istiyoruz.
Gidemiyoruz.
Lübnan’da?
İsrail’i koruyoruz.
Afganistan’da?
ABD’yi koruyoruz.
Irak’ta?
Kendimizi koruyamıyoruz.
Kore’nin güneyine de gittik…
Somali’nin kuzeyine de.
Amerika istiyor diye, Ümit Burnu’na, hatta cehennemin dibine bile gidiyoruz…
Amerika istemiyor diye, burnumuzun dibine gidemiyoruz.
Egemenlik milletin bu arada.
Kayıtsız şartsız hem de.
Hatırlayın…
Gemimizi vurdu.
Şehitlerimize, onurumuza karşılık…
Gemi istedik.
Asker yerleştirmek istedi.
Para istedik.
Çuval geçirdi.
Af istedik.
“N’olur deliğe süpürmeyin” falan.
Ve, son olarak…
Hava sahamızı ihlal etmişler.
4 dakika.
Hangi 4 dakikadan bahsediyorsunuz ki siz? İncirlik kimin kara sahası? 53 yıldır uçurtma mı uçuruyor adam orada? Kimin hava sahasında cirit atıyor, vızır vızır… Ya, Çekiç Güç? Tabutlarımıza çivi çakanlara gıda paketleri atan çekiç, kimin elindeydi? Burdan oraya gidince ihlal olmuyor da, ordan buraya gelince mi ihlal oluyor?
Neymiş, hava sahamıza girmişler…
Uzatmayın kardeşim.
“Sinir ihlali” yapmayın…
Versinler 2 helikopter, anlaşalım.
Yılmaz Özdil – Sabah