Ulkudas.Blogspot.Com ile Yayındayız!

10 03 2008

Değerli okuyucularımız!

Türkiye’den Bir wordpress üyesi bir bloga hukuki nedenlerle koyulan erişim yasağı nedeniyle bizim de sitemiz bu yasaktan etkilendi. Yayın hayatımıza ulkudas.blogspot.com adresli sayfadan devam etme kararı aldık.

Ulkudas.Blogspot.Com

İlgilenen herkese duyurulur.

Ne Mutlu Türküm Diyene!





Türban Eylemcilerine Ne Oldu?

15 08 2007

MHP iktidarında üniversite ve cami önlerinde her gün başörtüsü için kendini zincirleyenler AKP döneminde kayboldular

Bu eylemciler nerede

5 yıldan bu yana ”AKP türban sorununu çözecek” diye bekleyenlerin hayal kırıklığı sürerken eylemcilerin hiç ses çıkarmamaları dikkat çekiyor

1999′da MHP’yi eleştirenler şimdi kendi uygulamalarına ”kulp” arıyorlar. DSP-MHP-ANAP 3′lü Koalisyon Hükümeti döneminde ”Cumartesi anneleri” vardı. Kendini zincire vuran türbanlı kızlarımız vardı. Eylem yapan ana babalar vardı. ”Recep Tayyip Erdoğan hükümeti türban sorununu çözmemesine, devamlı oyalamasına rağmen neden ses çıkarılmıyor”un cevabı aranıyor.
AKP ve başını açarak Meclis’e giren milletvekili Gülşen Orhan ise savunmaya geçti. ”Orhan ”Taktığım türban” değildi” açıklaması yaptı. Eski MHP Milletvekili Nesrin Ünal’ın 1999 seçimleri sonrası Meclis’e girerken başını açmasını, ‘MHP türban sorununu milletvekilinin başını açarak çözdü’ diyenlere ise halk soruyor:Nesrin Ünal’ın başörtüsü ile Gülşen Orhan’ın başörtüsü arasında ne fark var?
Devleti AİHM’e şikayet edenler
Devletin başına gelmek istiyor

BAŞÖRTÜSÜ sorununu çözme beklentileriyle iktidara gelen AKP, geçen sürede çözüme en küçük bir katkıda bulunmadı. Bu da yetmedi, Ankara Üniversitesi DTCF’de Arap Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü kazanmasına rağmen başörtülü fotoğrafı nedeniyle kayıt yaptıramayan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün eşi Hayrunnisa Gül de , eşinin konumunu ve davanın siyasallaştırılmasını gerekçe göstererek AİHM’e açtığı davadan vazgeçti. Devleti Avrupa’ya şikayet eden zihniyet şimdi devletin başına gelmek istiyor.

2002 seçimleri öncesi ”Türban namusumuzdur” diyerek 2 dönem iktidara gelenler sorunu yeni milletvekillerinin başını açtırarak çözdüler. Şimdi ise savunmaya geçtiler. AKP’nin türbanlı milletvekili Gülşen Orhan, başını açmasını, ”Taktığım türban” değildi” açıklaması yaptı.

Eski MHP Milletvekili Nesrin Ünal’ın 1999 seçimleri sonrası Meclis’e girerken başını açmasını, ‘MHP türban sorununu milletvekilinin başını açarak çözdü’ diyenler şimdi ve vekilleri savunmaya geçti. Şimdi ise şu soru soruluyor :Nesrin Ünal’ın başörtüsü ile Gülşen Orhan’ın başörtüsü arasında ne fark var? MHP’yi hedef alan karalama kampanyaları yapan Vakit, Yeni Şafak, Star, Bugün, Zaman ve Türkiye gazeteleri ise bu konuyu gündemlerinden düşürdü.

EYLEM YAPANLAR NERDE?

1999′da MHP’yi eleştirenler şimdi kendi uygulamalarına ”kulp” arıyorlar.3′lü Koalisyon hükümeti döneminde ”Cumartesi anneleri” vardı. Kendini zincire vuran türbanlı kızlarımız vardı. Eylem yapan ana babalar vardı. Recep Tayyip Erdoğan hükümeti türban sorununu çözmemesine rağmen hiç ses çıkarılmamasına dikkat çekiliyor.

(Alıntıdır)





MIRAC KANDILI

10 08 2007

 

MIRAC KANDILINIZI KUTLAR, BU GECENIN TUM ISLAM ALEMINE HAYIRLARA VESILE OLMASINI YUCE ALLAH’TAN NIYAZ EDERIZ. 





Din dersi ’seçmeli’ Tartışması

8 08 2007

AKP’nin üzerinde çalıştığı yeni sivil Anayasa taslağında, okullarda din dersinin zorunlu olmaktan çıkarılıp, seçmeli olması gündemde.
AKP’nin üzerinde çalıştığı yeni sivil Anayasa taslağında, okullarda din dersinin zorunlu olmaktan çıkarılıp, seçmeli hale getirilmesinin tartışıldığı ortaya çıktı.

Akademisyen Anayasa hukukçularının hazırladığı taslakta, bu yönde seçenekli bir düzenleme öngörüldü. Mevcut uygulamanın sürdürülmesinin yanı sıra din dersinin, içeriği de zenginleştirilerek seçmeli hale getirilmesi üzerinde duruluyor. Bu konuda son kararı Başbakan Tayyip Erdoğan ve AKP yöneticileri verecek. Anayasa’dan Atatürkçülüğün çıkarılması önerisiyle tartışma yaratan AKP’nin Mersin Milletvekili Zafer Üskül de, din dersinin zorunlu olmaktan çıkarılmasını savunuyor. Üskül, TÜSİAD’ın Demokratikleşme Raporu’nda, din eğitiminin zorunlu olmaktan çıkarılması ve liselerde normal ders saatlerinin dışında, velilerin isteğiyle din dersi okutulmasını sağlamak üzere, nota ve sınava tabi olmayan din dersi konulması gerektiğini savunmuştu.





Tayyip Bey’in Hoşuna Gitmeyecek Döküm

17 07 2007

BAŞBAKAN kürsülerden bağırıyor: “4.5 yılda Türkiye’yi uçurduk, uçurduuuuk.”

Şimdi Tayyip Bey’in Türkiye’yi nasıl ve nereye uçurduğuna bakalım:

Dünyanın en yüksek faizi Türkiye’de…

Dolarlarını getirip Türk parasına çeviren yabancılar yüzde 22 faizi cebe indiriyorlar.

Bu nedenle Türkiye’ye giren sıcak para 80 milyar doları geçti.

Borsanın yüzde 72’si yabancı yatırımcıların elinde.

Bankacılık sisteminin yüzde 42’sini yabancılar satın aldı.

Bir kez daha AKP iktidar olursa bu oranın yüzde yüze yaklaşacağına kuşku yok.

AKP iktidarında 80 yıllık cumhuriyet dönemindeki kadar borç yapıldı…

Türkiye’nin borcu 407 milyar dolar oldu. Yoğun özelleştirmelere karşın borç azalmıyor hızla artıyor.

İşsizlik facia…

Resmi rakamlara göre 3 milyona yaklaşıyor. Gerçek rakam nedir bilinmiyor.

Avrupa’nın en pahalı mazotu Türkiye’de satılıyor…

Türk insanı elektriğe Avrupalı’dan on kat fazla para ödüyor…

* * *

Belki Tayyip Bey kızıyor ama ne yapalım. Döküme devam:

Türkiye’deki büyümenin bütün rantını nüfusun sadece yüzde 5′i paylaşıyor. Yüzde 95′i havasını alıyor.

Bütün ekonomilerde büyüme görüldü. Türkiye’deki büyüme gelişmekte olan ülkeler ortalamasının altında kaldı. Yatırım yaparak, üretimi artırarak değil, ithalatımızı patlatarak, borçlanarak büyüyoruz.

4.5 yıllık AKP iktidarında yoksulluk, yolsuzluk, yoksunluk görülmemiş boyutlara çıktı…

Yolsuzluk ve talanın adı AKP ile bütünleşti

Vatandaş buna “Ali Dibo” adını taktı. Hemen her ilde “Ali Dibo”lar patladı.

Medya Başbakan ve bakanların çocuklarının 4.5 yılda nasıl servet sahibi oldukları haberleriyle doldu taştı…

AKP yandaşları para ve servet sahibi olurken 18 milyon insan yoksulluk sınırının, 1 milyon insan da açlık sınırının altında kaldı…

İşçi, memur, küçük esnaf, çiftçi başta olmak üzerene bütün dar gelirli kesimler perişan hale getirildi.

AKP iktidarının beceriksizliği yüzünden terör yeniden tırmanışa geçti…

Dış politikada hemen her mevzi yitirildi veya yitirilme noktasına getirildi…

Kıbrıs davasının peşi bırakıldı...

Avrupa Birliği Allah’a havale edildi.

Yunanistan’la sorunlar belirsizliğe itildi.

Kuzey Irak’taki gelişmeler sadece seyrediliyor.

* * *

Bütün bu döküme karşın Tayyip ile Abdullah Gül halkın karşısına çıkıp “Türkiye’yi uçurduk, uçurduuuk” diye bağırıyorlar.

353 milletvekiliyle 550 kişilik parlamentoda cumhurbaşkanı seçemeyen bir iktidar olarak boyunlarını büküp mazlumu oynuyorlar.

Meydanlarda din tüccarlığı yaparak, yoksul insanlara sadaka dağıtarak onların oylarını satın almaya çalışıyorlar.

Oy uğruna tarikatlara, cemaatlara teslim oluyorlar.

Sizce Tayyip Bey neden muhalefetten fellik fellik kaçıyor?

Adamın önüne yukarıdaki dökümü koyuverirler de ondan.

Tufan Türenç – Hürriyet





Hadi Oradan Sen de!

8 07 2007

Hadi Oradan Sen de!

Alişan SATILMIŞ

MHP üzerine ahkam kesmede nedense yerli yersiz bir çok kişi konuşuyor.


Sorulanlara verilen cevaplara bakınca öfkelenmemek elde değil.

Saçma sapan tahliller, tenkitler ve haksız garabet eleştiriler, iş olsun torba dolsun babından gündem oluyor.

Hele bir de kıyaslamalar var ki, resmen vicdan adına vicdansızlık söz konusu…

İnsaf dinin yarısıdır hadisi şerifinden habersiz olanların yaptıkları ayıptan öte resmen zan.

Konum ve statü tesciliyeti, sağcı ve muhafazakar bilinen şahsiyetlerin tahlilleri saçmalıktan öte garabet arz ediyor.

Eserlerini okuyup, hayranlık duyduğumuz şahsiyetler bir, bir patlıyor. Tercihini AKP ve RTE ile alakalandıran bir yazarın kalkıp MHP’li gibi konuşması hiç de etik bir durum değil.

AKP milliyetçi muhafazakar gören bir düşünce ekseni raydan çıkmış demektir.

Bunların söyledikleri karşısında; ”ya bak kimlere muhabbet duymuşuz” pişmanlığı ard arda gelen şoklama olmuş durumda…

Sağcı denilen işte bu tipler.

Tesciliyet markaları güce tapmak, iktidarlara yaranmaktır.

Din anlayışları da ya diyalogculuk yada mutezile-Eşariye arası bir mantık kurgusunda anlam bulduğundan gel gitlere göre tasnifleniyor.

Bilginin cenabet teşnisinde ahkam kesmek adına zikzak bir istikamet yolcusudurlar.

MHP ve Devlet Bahçeli’ye yönelik eleştirileri tercihlerinde samimiyetlerini ortaya koyuyor.

Samimiyet sınavında sınıfta kalanların Ülkücülere vereceği akıl zevzeklik etmekten başka bir mana taşımaz.

MHP metafizik algısını ahlakta ve dürüstlükte temellendirir.

Çalan, çırpan, katlar, yatlar, gemilerle anılanlar dindar ve metafizikçi oluyorlarsa bırakın biz sizin istediğiniz olmayalım ve aklınızı zorlayalım…

Efendi ahlak amaçtır, iktisat araç. Aracı, amaç kılanlar sizin tercihinizse ve onları Anadolu çocuğu görüyorsanız size söylenecek sözümüz.

“Çok komik oluyorsunuz çok!

Görünen o ki, siz de kapağı AKP’ye atıp nemalanma hevesindesiniz.

Bari, dini alet etmeyin niyetinize.

En basitinden bakın bakalım hangi partinin genel merkezinde mescit var.

Yetmedi mi parti genel merkezlerinin yanına yaklaşıp ferasetle bir bakın bakalım hangisinde Davut yıldızı, hangisinde Bilge Kağan buyruğu görünür.

Dolayısıyla siz deyyuslara düşmez MHP’nin dindarlığını AKP ile kıyaslamak.

Alişan SATILMIŞ





Köpekler Gibi Öleceksiniz

1 07 2007

Sizler şeytanlarınıza uşak olmuş münafıklarsınız. Sizler müslümanları görünce biz de müslümanız Allah’a inanırız dersiniz. Korkunuzdan, menfaatinizden dersiniz. Kendi başınıza kaldığınızda nefsinize ve şeytanınıza uşaklık edersiniz.Dünyada var olan her şeyin kuralı vardır. Sisteme dahildir. Size ne oluyor da din üzerine ahkam keser oldunuz. Siz dini ne bilirsiniz! Siz hangi dini bilirsiniz?Siyaset uğruna, menfaat uğruna din hakkında konuşursunuz. Değil semavi dinler, hiçbir öğreti sizin pis ağızlarınızın siyasetine, politikasına meze olacak kadar ucuz değildir.

Sizler Allah’a inandık demekle Müslüman olunduğunu sanacak kadar cahilsiniz!

Şeytanın size işlerinizi güzel göstermesine ancak siz kanarsınız!

Siz “Allaha inanıyoruz biz de Müslümanız” deyince kimse çıkıp da siz nasıl müslümanlarsınız diye sormayacak sanmaktasınız. Kitaba inanmazsınız, modern yaşam uğruna Peygamberin yolunu terkedersiniz, hükümleri çağa uydurma peşinde koşarsınız, bırakın dini kuralları toplum örfüne göre pislik olan ne varsa yaparsınız sonra siz de mi müslümansınız?

Elbette değilsiniz!

Sizler için din ancak menfaat ocağıdır. Siz ihtiyaç duyduğunuzda müslümansınız! Allah’tan korkmazsınız, haya damarlarınız ise zaten kurmuş! Halkınıza, milletinize dahi saygınız yokken ne dini!

Din gününde kendinize muhatap araken halkınıza dahi hesabınızı veremeyeceksiniz!

Meydan müslümanları!

Ortam müslümanları!

Unutmayın, nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz;

Köpekler gibi yaşamaktasınız, köpekler gibi öleceksiniz!

Allah’ım soysuzların şerrinden, münafıkların şerrinden, seni bilmezlerin şerrinden bizleri muhafaza et! Hesap gününde hesabımızı kolaylaştır! Yüreklerimize ferahlık ver, ülkemizin birliğini, dirliğini gücünü muhafaza et ve artır! Elim cehennem azabına bizleri maruz bırakma! Günahlarımızı affet!

Amin!

Yazar: Abdurrahman SUHEYB





İslamiyet ölçü dinidir

18 04 2007

İnsanın sosyal hayatta karşılaştığı güçlüklere, sıkıntılara göğüs germesinin adı sabırdır. İnsanda iman gerçekleştikten sonra, imanın gerektirdiği şekilde yaşayabilmek için sabır şarttır. Bu açıdan sabır, hayatta ciddiyet isteyen her şeyin başıdır.

Bu sebeptendir ki Peygamberimiz (s.a.s.); “Ferahlığın anahtarı, sabırdır” buyurmuşlardır. “Sabreden zafere ulaşır” özü de O’na aittir.
İslâm âlimleri, sabrın iki boyutuna dikkat çekerler. Birisi, insana ağır gelen elemlere katlanarak sonucunda güzellik beklemek. Diğeri de, lezzet ve şehvet veren şeylerden uzak durarak, bunların kötü sonuçlarından korunmaktır.
Ayette sabredenler şöyle övülür: “And olsun ki sizi biraz korku, açlık, mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme yoluyla imtihan edeceğiz. Bütün bunlara sabredenleri müjdele. Onlar bir felaketle karşılaştıklarında ‘Biz Allah içiniz, yine O’na döneceğiz’ derler” (Bakara, 155–156)

Ölçülü olmak (itidal), insanın gerek duygularında gerekse eylemlerinde haddi aşmaması demektir. Bu sebepten de, ahlâkî faziletlerin esasıdır. Çünkü fazilet; biri aşırılık, öteki eksiklik olan iki kötülüğün ortasıdır. Aşırılık ve eksiklik ise, ifrat ve tefrittir.
Ahlaken kötü olan aşırılık ve eksiklik, hem duygusal yaşantı ile hem de eylemlerle ilgilidir. Mesela ahlâkî bir fazilet olan hoşgörünün eksikliği “kin ve nefret”, aşırılığı ise “aşırı duygusallık”tır. Bunların ikisinden de insan kaçınmak zorundadır.
Yine insanın servetini harcaması eyleminde ahlâkî bir fazilet olan cömertliğin de aşırılığı “israf”, eksikliği “cimrilik”tir. İsraf gibi cimrilik de ahlaken kötüdür.
Ahlâkî bir fazilet olan cesaret’in aşırılığı “atılganlık”, eksikliği de “korkaklık”tır. Kanaat’ın aşırılığı “hırs”, eksikliği ise “tembellik”tir.
Görüldüğü gibi ölçülü olmak; eylem ve duygularımızla ilgili ahlâkî faziletleri belirleyen temel bir ölçüt durumundadır.

İşlerinde ve duygularında aşırılığa giden insanlar, iletişim kurulması zor olan, başkalarına güven telkin etmeyen kimselerdir. Her insanın hata yapabileceğini düşünerek, insanlara ne bütünüyle güvenmeli, ne de ilişkileri tamamen koparacak seviyeye getirmelidir.
İnsanın duygusal yaşantısında aşırılıktan kaçınması gerektiğini Peygamberimiz, şu hadisleriyle vurgular: “Sevdiğin kimseye karşı duyduğun sevgide aşırılığa kaçma, belki de bir gün o kimse düşmanın oluverir.” (Tirmizi, 28. Kitabu’l–Birr ve’s–Sıle, Bab: 60, H. No: 1997)

“Düşman olduğun kimseye karşı gösterdiğin düşmanlıkta aşırı gitme, belki de birgün o kimse dostun oluverir.” (Tirmizi, 28. Kitabu’l–Birr ve’s–Sıle, Bab: 60. H. No: 1997)
“Allah’ın en çok buğz ettiği insan, düşmanlıkta aşırı gidendir.” (Tecrid c.VII, s.387, H.No:1094)
Demek ki insan, beşerî ilişkilerini sağlıklı bir şekilde sürdürebilmek için, insanlara karşı duyduğu sevgi ve nefretinde aşırılığa kaçmamalı; ölçüyü kaçırmamalıdır.

[Alıntıdır]





Müslümanlar İslam Yüzünden mi Geri Kaldı?

22 01 2007

Müslümanlar İslam yüzünden mi Geri Kaldı?

Bu soru daha doğrusu iddia çok fazla dillendirilmesinin yanında, bana yöneltilen sorular içinde de en sık rastladığım bir başlık oldu. Oldukça önyargılı ve tarihi gerçeklerden uzak bulduğum bu iddiaya kısa değinmek gereği duydum.
İslam ülkelerinin günümüzde içinde bulunduğu durum, bu teze kaynaklık ederken, Müslümanların dinleri nedeniyle geri kaldığı vurgulanmaya çalışılmaktadır. Peki söylemin gerçeklik payı ne kadardır?
İslam dini eğer geri kalmanın sebebi olsaydı, tarih boyunca Müslümanların yaşadığı ülkeler hep geri kalması gerekirdi. Oysa durum bunun tam tersidir. İslam’ın doğuşuyla birlikte dünya üzerinde çok hızla yayılmış, 18. yüzyıla kadar da İslam ülkeleri dünya üzerinde hep başat güç olmuşlardır. Bu gerçeği hatırlamak için Avrupa’nın içlerine kadar giren Endülüs’ü yada kısaca Osmanlı tarihine bakmak yeterli olacaktır. Ayrıca bilim tarihine göz atıldığında tıptan kimyaya, felsefeden sosyolojiye kadar bir çok konuda Müslüman bilim adamlarının oraya koyduğu çalışmalar görülebilecektir.
Peki nasıl oldu da Müslümanlar günümüzdeki duruma gelmişlerdir.
Buna neden olarak dini göstermek belki de en oryantalist ve en kolaycı yaklaşımdır ama bu gerçek değildir.
Müslümanların geri kalmasını tetikleyen nedenlerden ilki yaşadıkları Moğol istilasıdır. Moğol istilası ile büyük bir yıkım yaşayan Araplar bir daha eski güçlerini hiçbir zaman gelememişlerdir. Moğol istilası sürecince yaşananlar incelendiğinde, koskoca Arap- İslam medeniyetinin nasıl yok edildiği görülecektir.
Arapların yaşadığı bu yıkımdan sonra göreceli olara bu istiladan daha az etkilenmiş olan Müslüman Türk toplumu İslam bayrağı devralmış ve Yüzyıllarca dünyaya nizam vermiştir.
Osmanlı Türklerinin yıkımını hazırlayan süreç ise dünya ticaret yollarının değişmesiyle ortaya çıkmıştır. Daha önceden dünya ticaret yolu olan “ipek yolu” hep Müslüman halkların kontrolünde olmuşken, Ümit Burnunun geçilmesi ve Yeni Dünya’nın keşfi ile bu durum değişmiştir. Artık Dünya ticaret yolları karadan denizlere kaymıştır. Bu ise Osmanlı için çöküşün başlangıcı olmuştur.
Bu gidişin farkına varan Sokullu Mehmet paşa, döneminde Hindistan seferini planlanmış ve bu yönde bir donanma Hint denizine gönderilmiştir. Hatta Osmanlı’nın yeni ticaret yollarının hakimiyetini ele geçirmek için Osmanlı donanmasının rahatlıkla Hint Okyanusuna indirebilecekleri bir kanalın Süveyş’te açılması için proje başlatmasına rağmen dönemin teknik imkanlarından dolayı bunda başarılı olunamamıştır.
Osmanlı Yeni Dünya olan Amerika’da da bir koloni kurmayı düşünse de, iç denize uygun olan Osmanlı gemileri okyanus şartlarından başarı gösterememiştir.
Bu ve benzeri bir çok neden ticaretin dolayısıyla sermayenin Müslümanların elinden batının eline geçmesine sebep olmuştur. Ticaret yollarının el değiştirmesinin dışında batı ortaya koyduğu emperyalist sömürgeci yaklaşımlarla, hem Amerikanın hem de uzak doğunun hem de Afrika kıtasının zenginliklerini çalıp kendi ülkelerine taşımışlardır. Özellikle Osmanlının zayıfladığı 18. yüzyıldan sonra emperyalist ülkeler İslam dünyasını işgal etmiş ve Müslüman toplumları kendi hedefleri doğrultusunda dizayn etmişlerdir. Bugün Ortadoğu ve tüm İslam coğrafyasının antidemokratik rejimlerin hakim olması ve diktatörler tarafından yönetilmesinin temel nedeni Birinci Dünya Savaşı sonrası emperyalist devletlerin yaptıkları bu dizayndır.
Dolayısıyla İslam dünyası tarih boyunca her zaman geri olmadığı gibi, günümüzde de göreceli olarak daha az gelişmiş olmasının nedeni de yine İslam dini kaynaklı değildir.
Aksine Müslümanlar ekonomik ve siyasi nedenlerle geri kaldıkça dine ve hayata bakışı da gerilemiş ve dinden uzak bir taassuba gömülmüşlerdir. Bu taassubun içinde yeni düşünce ve fikirler üretemez noktaya gelmiştir. Yine bunun sebebi İslam’dan kaynaklanan dinamikler değil, İslam’a rağmen ortaya çıkan tutuculuktur.
Batının günümüzde ileri gitmesinin dini nedenlerden olmadığını ortaya koyan bir diğer argüman da yine gelişmiş batı ile aynı dine ait olan bir çok ülkenin de göreceli olarak geri kalmış olmasıdır.
Bugün Afrika’da bulunan bir çok Hıristiyan ülke sömürü kaynaklı geri kalmışlığı en acı şekilde yaşmaktadır. Hastalık ve açlığın pençesinde bir hayat süren bu insanların mahkum oldukları hayatın nedeni dinleri değildir. Onlar da gelişmiş batı ile aynı dine hatta mezhebe sahip olmasına rağmen, kaynaklarının ve insanlarının yüzyıllardır yağmalanmasından dolayı yoksulluk içinde yaşamaya mahkum edilmişlerdir. Benzer şekilde Güney Amerika’yı buna örnek verebiliriz. Bugün hemen hemen tamamına yakını Katolik olan insanların oluşturduğu Şili, Paraguay, Uruguay, Arjantin gibi Güney Amerika ülkeleri yine ekonomik açıdan geri kalmışlık içindedir. Aynı şekilde Soğuk savaş yıllarından demir perde ülkesi olarak anılan bir çok Avrupa ülkesi de benzer durumdadır.
Bu ve benzeri örnekler Müslümanların geri kalmasının nedeninin din olmadığını ve batının da gelişmesinin temelindeki motivasyonun yine dinden kaynaklanmadığını ortaya koymaktadır.

Kaynak: http://www.kurandaceliskiyoktur.com/?p=140