Ya Sev Ya Terket

  • Ana Sayfa
  • Atatürk
  • Başbuğ
  • Bozkurt
  • Dini Bilgiler
  • Dokuz Işık
  • Kızıl Elma
  • İletişim

Ulkudas.Blogspot.Com ile Yayındayız!

10 03 2008

Değerli okuyucularımız!

Türkiye’den Bir wordpress üyesi bir bloga hukuki nedenlerle koyulan erişim yasağı nedeniyle bizim de sitemiz bu yasaktan etkilendi. Yayın hayatımıza ulkudas.blogspot.com adresli sayfadan devam etme kararı aldık.

Ulkudas.Blogspot.Com

İlgilenen herkese duyurulur.

Ne Mutlu Türküm Diyene!


Yorumlar : » yorum bırak;
Etiketler: ülkücülük, ülküdaş, blog, delikurt, dokuztug, duyuru, millet, ne mutlu türküm diyene, site, vatan, wordpress, ya sev ya terket, yasak
Kategoriler : Bağlantı, Din, Diğer, Edebiyat, Eğitim, Gündem, Kitap, Köşe Yazıları, Makaleler, Mizah, Siteden, Siyaset, Türk, Türkiye, Türkçe, ahmet yılmaz, akp, albüm, apo, atilla yılmaz, devlet bahçeli, emin çölaşan, eylem, idam, kaset, mhp, mirac kandili, müzik, sanatçı, seçim, türban, Şiir

Köpekler Gibi Öleceksiniz

1 07 2007

Sizler şeytanlarınıza uşak olmuş münafıklarsınız. Sizler müslümanları görünce biz de müslümanız Allah’a inanırız dersiniz. Korkunuzdan, menfaatinizden dersiniz. Kendi başınıza kaldığınızda nefsinize ve şeytanınıza uşaklık edersiniz.Dünyada var olan her şeyin kuralı vardır. Sisteme dahildir. Size ne oluyor da din üzerine ahkam keser oldunuz. Siz dini ne bilirsiniz! Siz hangi dini bilirsiniz?Siyaset uğruna, menfaat uğruna din hakkında konuşursunuz. Değil semavi dinler, hiçbir öğreti sizin pis ağızlarınızın siyasetine, politikasına meze olacak kadar ucuz değildir.

Sizler Allah’a inandık demekle Müslüman olunduğunu sanacak kadar cahilsiniz!

Şeytanın size işlerinizi güzel göstermesine ancak siz kanarsınız!

Siz “Allaha inanıyoruz biz de Müslümanız” deyince kimse çıkıp da siz nasıl müslümanlarsınız diye sormayacak sanmaktasınız. Kitaba inanmazsınız, modern yaşam uğruna Peygamberin yolunu terkedersiniz, hükümleri çağa uydurma peşinde koşarsınız, bırakın dini kuralları toplum örfüne göre pislik olan ne varsa yaparsınız sonra siz de mi müslümansınız?

Elbette değilsiniz!

Sizler için din ancak menfaat ocağıdır. Siz ihtiyaç duyduğunuzda müslümansınız! Allah’tan korkmazsınız, haya damarlarınız ise zaten kurmuş! Halkınıza, milletinize dahi saygınız yokken ne dini!

Din gününde kendinize muhatap araken halkınıza dahi hesabınızı veremeyeceksiniz!

Meydan müslümanları!

Ortam müslümanları!

Unutmayın, nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz;

Köpekler gibi yaşamaktasınız, köpekler gibi öleceksiniz!

Allah’ım soysuzların şerrinden, münafıkların şerrinden, seni bilmezlerin şerrinden bizleri muhafaza et! Hesap gününde hesabımızı kolaylaştır! Yüreklerimize ferahlık ver, ülkemizin birliğini, dirliğini gücünü muhafaza et ve artır! Elim cehennem azabına bizleri maruz bırakma! Günahlarımızı affet!

Amin!

Yazar: Abdurrahman SUHEYB


Yorumlar : » yorum bırak;

Kategoriler : Din, Diğer, Gündem, Köşe Yazıları, Makaleler, Siyaset

Gaziantep Millet Vekili Aday Adayımız

2 06 2007

 

Gaziantep Eski Ülkü Ocakları Başkanımız Serdar Çelik

Gaziantep Millet Vekili Aday Adayımız


Yorumlar : 3 Yorum »

Kategoriler : Diğer, Gündem, Siteden, Siyaset

‘Türklerin toplu mezarları bulundu’ iddiası

13 05 2007

Azerbaycan’da 1915-1918 yıllarında Ermenilerin Türklere yönelik uyguladığı katliamı gösteren toplu mezarlar bulunduğu bildirildi.


Azerbaycan tarih bilimcisi Doç. Dr. Zernişhan Azayeva, bir program kapsamında geldiği Konya’da AA muhabirine yaptığı açıklamada, Ermeni soykırımı iddialarına her Türk gibi çok kızdığını söyledi.

Bu iddiaları ortaya atanların dünya kamuoyuna elle tutulur bir kanıt gösteremediğini vurgulayan Azayeva, Ermenilerin tarih boyunca Türklere yönelik birçok katliam yaptığına dair kanıt, belge hatta Azerbaycan’da canlı şahit bile bulunduğunu bildirdi.

Ermenilerin Kafkaslar’da neredeyse hiç Türk mimarlık eseri bırakmadığını dile getiren Azayeva, şunları kaydetti:

”Ermenistan’ın başkenti Erivan’da bulunan hükümet binası bile Türk mezarlığının üzerine inşa edildi. Kimse ses çıkarmadı. Sovyet öncesi Rus Çarlığı zamanında basılan bir pulda Erivan bölgesi gösteriliyor. Bu pula göre, Erivan’da Türk mimarlık eserlerinin bulunduğu görülüyor. Şimdi bu eserlerin hiçbiri yok. Ermeniler, türbe, anıt, cami gibi birçok Türk eserini yıktı, yaktı, yok etti. Bunları yaparken Türkleri katlettiler. Azerbaycan’da mescitlerin içine Türkleri doldurduktan sonra yıkıp, yakmışlar. Bunların hepsinin kanıtı var.”


SON BULUNAN TOPLU MEZARLAR EN BÜYÜK KANIT

Sovyetler Birliği döneminde Azerbaycan’daki toplu mezarlar konusunda açıklama yapılamadığını ancak şimdi mezarların hepsinin bir bir ortaya çıktığını anlatan Azayeva, şöyle devam etti:

”Bugüne kadar Azerbaycan’da birçok toplu mezar çıktı. Bu mezarların hepsi, Ermenilerin Türklere uyguladığı katliamı kanıtlıyor. Bu mezarlar genellikle Güney Azerbaycan’da ortaya çıkmıştı. Son olarak Kuzey Azerbeycan’da Guba, Gusar ve Neftçala bölgelerinde toplu mezarlar bulundu. İlçelerde, beldelerde, köylerde katliamlar yapmışlar. İnsan bilimciler kemikler üzerinde araştırmalar yaptı. Kemiklerin Türklere ait olduğu ve 1915-1918 yıllarına denk geldiği ortaya çıktı.

Bu toplu mezarlardaki kemiklerin daha çok kadın ve çocuklara ait olduğu tespit edildi. Nuri Paşa komutasındaki Türk Kafkas ordusu, İran üzerinden Kafkaslara gelmeseydi belki çok daha büyük katliamlar olacaktı.

”Ermenilerin o yıllarda karşılarına çıkan herkesi Türk diye öldürdüğünün belirlendiğini vurgulayan Azayeva, ”İnsan bilimcilerin yaptığı araştırmalarda katledilenler arasında Yahudiler de bulunuyor. Yahudileri bile Türk diye öldürmüşler. 2 ay önce bulunan toplu mezarlarda halen kazı çalışmaları sürüyor. Toplu mezarlardan, binlerce insanın öldürüldüğü görülüyor” dedi.

Azayeva, toplu mezarları henüz Azerbaycan dışında kimsenin bilmediğini, bu mezarı Ermeni soykırımı iddialarını ortaya atanlara göstermek gerektiğini belirterek, ”Ermeni soykırımı diye dünyayı Türklere karşı cephe almaya zorluyorlar. Ama elde kanıtları yok. Dünyaya en büyük kanıt işte bu mezarlar. Ermeniler, Türkleri nasıl katletmiş görsünler. Canlı şahit isterlerse bizim ülkemizde 100 yaşını geçmiş, olayları gözleriyle görmüş çok insan var” diye konuştu.

AA


Yorumlar : » yorum bırak;

Kategoriler : Diğer, Gündem

Gün… Zulmün yettiği gündür

6 05 2007

Sevdam düşünce aklıma
Şah damarlarımda pusatlı bin atlı yürür
Dillerinde inancın çelik zırhı
Ellerinde al bayraklar
Gider ölümün üstüne üstüne
Gün… Zulmün yettiği gündür


Yorumlar : » yorum bırak;

Kategoriler : Diğer, Edebiyat, Siteden, Siyaset, Şiir

3 Mayıs Türkçülük Bayramı

3 05 2007

3 Mayıs Türkçüler Günü

02.05.2007

3 Mayıs 1944 tarihi, Türk Milliyetçileri için bir dönüm noktası olduğu kadar bir hareket noktası da olmuş ve bu tarihten günümüze değin �Türkçülük Günü� , �Türkçüler Bayramı� veyahut �Milliyetçiler Bayramı� gibi adlarla kutlanmıştır. 1944 yılında yaşananlar Türk Milliyetçilerinin partileşme ve dernekleşmesin de temellerinin atıldığı yıl olmuştur.

�3 Mayıs Türkçülük Günü� 1980 ihtilalinin gerçekleştiği tarihe kadar her yıl düzenli bir şekilde kutlandı, bu anlamlı günde Türkiye Cumhuriyeti�nin kuruluş ülküsü olan Türkçülük, hafızalara kazınarak bir yaşam felsefesi olarak işlenmeye başladı. 12 Eylül ihtilaliyle beraber Türk Milliyetçileri, 1944 yılında maruz kaldıkları işkenceden daha geniş kapsamlı ve uzun süreli bir muameleye maruz kaldılar. Hapse atılan Türk Milliyetçilerinin çektikleri işkenceler ve maruz kaldıkları baskıların yanında, dışarıda kalan Milliyetçilerde çok sert bir manevi baskı altında kalmışlardır. 12 Eylül döneminde gerek zindanlarda gerekse normal hayatta, baskı görmeyen tek bir Türk Milliyetçisi ve Ülkücü göstermek neredeyse mümkün değildir. İhtilal sürecinde Türk Milliyetçilerinin lideri Rahmetli Başbuğ Alparslan Türkeş, 5 yıl tutuklu kaldığı ceza evinden tahliye olduktan sonra, hiç zaman kaybetmeden Türk Milliyetçilerini yeniden toparlama ve mücadeleye kaldıkları yerden devam etmenin yolunu aramaya başlamıştır. Bu süreçte Başbuğ 3 Mayıs Türkçüler gününü �3 Mayıs Milliyetçilik Bayramı� olarak değiştirmiş ve bu tarihten sonra da gönderdiği davetiyelerde �milliyetçilik� ibaresini kullanmıştır. Bu sayede, 1944 yılında işkence ve kötü muameleye maruz kalan Türkçülerle beraber, 12 Eylül 1980 döneminde, 1944�ü aratmayacak derecede işkence ve kötü muamele gören bütün Türk Milliyetçilerinin ve Ülkücülerin aynı günde anılması sağlanılmıştır. Alparslan Türkeş, bir mülakatta kendisine yöneltilen bir soru karşısında � Türkçülük � ve � Türkçüler � kelimeleri ile ilgili olarak şunları söylemiştir. � Türkçüler derken Türkçülük ve milliyetçilik aynı anlamdadır değişik bir anlamı yok tur. Yani Türk milletini sevmek, Türk milletinin iyiliğini istemek, hakkını savunmak duygusunun adı Türk Milliyetçiliğidir. Türkçülüğün başlangıçta bundan biraz farklı bir anlamı olmuştur. Türkçülük ifadesi, daha ziyade Türkçenin eski Arapça ve Farsça kelimelerden kurtarılarak halkın konuştuğu Türkçe haline getirilmesi hareketinin adı olmuştur. Bir nevi Türkçeciliktir. Bunun içinde tabi Türklerin esaretten kurtulması, bir bayrak, bir devlet içerisinde yaşamaları fikride vardır. Daha sonraları Türkçülük, milliyetçiliğe daha yakın bir anlama gelmiştir. Bu noktada 3 Mayıs�ın neden Türkçülük günü olarak değil de Milliyetçilik Bayramı olarak kutlanmaya başlandığının tartışma konusu olması yersizdir.

3 Mayıs 1944 Türkçülük- Turancılık davasına gelinceye kadar Türkiye Cumhuriyeti Devleti, kuruluş ülküsüne bağlı Türkçülük anlayışıyla var olan bir devlet görüntüsü içerisindedir. Zira dönemin Başbakanlarından Şükrü Saraçoğlu, 4 Ağustos 1942 tarihinde mecliste yaptığı bir konuşmasında “Biz Türk’üz, Türkçüyüz ve daima Türkçü kalacağız. Bizim için Türkçülük bir kan meselesi olduğu kadar ve lakal o kadar bir vicdan ve kültür meselesidir. Biz azalan veya azaltan Türkçü değil, çoğalan ve çoğaltan Türkçüyüz. Ve her vakit bu istikamette çalışacağız.” diyerek en yetkili ağızdan devletin felsefesini ortaya koymuştur. Yine o dönemde Asker ve sivil yatılı okullara alınan öğrenciler arasında aranan ilk şartın Türk olunması, yine dönemin ders kitaplarında Türkçülükle ilgili atıfların yer alması, ders kitaplarında öğrencilere Türk Birliğinin bir gün muhakkak hakikat olacağı yönünde telkinlerde bulunulması, dönemin devlet felsefesinin anlaşılması bakımından oldukça önemlidir.

Hal böyle iken, Orhun dergisinin Başyazarı Merhum Hüseyin Nihal Atsız Bey, Başbakanın Türkçülüğe olan bağlılığına inancını korumakla birlikte, Milli Eğitim Bakanlığı görevinde bulunan Hasan Ali Yücel�in Türkçülükle bağdaşmayacak icraatları karşısında Başbakanı uyarmayı kendine bir vazife olarak seçmiş ve Hasan Ali Yücel�in Bakanlık görevinden azledilmesi yönünde bir irade ortaya koymuştur. Boğaziçi Lisesi Edebiyat Öğretmenliği görevini ifşa eden, aynı zamanda şair ve yazar merhum Nihal Atsız, Orhun dergisinde Şükrü Saraçoğlu�na ithaf olunan iki mektup yayınlamıştır. Bu mektuplarında Atsız Bey Saraçoğlu�na özetle şunları söylemekteydi;

�Memlekette açıktan açığa komünizm propagandası yapan dergiler çıkarılmaktadır. Bu dergiler Milli Eğitim Bakanlığının emri ile ve devlet parası ile satın alınarak bütün okullara dağıtılmaktadır. Sonra Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesinde, Devlet Konservatuarında ve daha birçok önemli mevkilerde memleketimizi komünistleştirmek isteyen bu uğurda çaba gösteren insanlar vardır.� Nihal Atsız mektubunun bir başka bölümünde � Bursa ceza evinde hüküm giymiş bir solcu olarak bulunan Nazım Hikmet�e Milli Eğitim Bakanlığı Tarafından el altından paralar verilmektedir. Bir vatan haini olduğu bilinen Sabahattin Ali, Ankara�da Devlet Konservatuarında öğretmendir. Sanat adamı olarak yetiştirilecek gençler bu adamın tesir dairesi içerisine adeta zorla sokulmuş gibidirler.� diyerek Milli Eğitim Bakanının ihanet içerisinde olduğunu ve derhal görevden alınmasının icap ettiğini vurgulamıştır. Ben Türkçüyüm, milliyetçiyim diye meclis oturumlarında bağıran bir Başbakanın iktidarında Milli Eğitim Bakanlığı Vatan hainlerinin sığınağı haline gelmiş, komünistler devlet parasıyla beslenir olmuştu.

O tarihe kadar bir bakanın böylesine eleştirilmesi ve suçlanması görülmüş bir olay değildi. Zira başbakanı ve bakanları tenkit etmekte, takdir etmekte İnönü�ye ait bir imtiyazdı. Dolayısıyla Nihal Atsız�ın mektubu en başta İnönü�yü sarsmıştır. Hasan Ali Yücel, Cumhurbaşkanı İnönü�nün gözüne girmeyi başarmış bir şahsiyetti, bu mektuplar onu son derece telaşlandırdı. 1 Mart 1944 ve 1 Nisan 1944 tarihinde yayınlanan iki mektubun ardından kısa süren bir sessizlikten sonra, Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali yücel ve Ulus gazetesi yazarlarından Falih Rıfkı Atay�ın teşvikleriyle, kendisine �vatan haini� dediği gerekçesiyle Atsız Bey, Sabahattin Ali tarafından mahkemeye verilir.

26 Nisan 1944�te Ankara�da başlayan ilk mahkeme, üniversite gençleri tarafından öylesine yoğun bir ilgi ile izlenir ki, bir söylentiye göre mahkeme heyeti bile içeriye pencerelerden girebilmiştir. Nihal Atsız Bey mahkeme heyetine; �Sabahattin Ali’den sorulsun, hıyanetini ispat edelim mi? Buna razı mı?� diye sorar, Sabahattin Ali bu sözler karşısında cevap veremeyip sessiz kalır. Mahkeme 3 Mayıs 1944 yılına ertelenir, aradan geçen kısa süre içerisinde birilerinin maskesi de gecikmeden düşecektir.

3 Mayıs 1944 günü, komünizm karşısında eyleme geçen, vatan hainlerine karşı nefretlerini haykıran ve büyük bir yürüyüş gerçekleştiren Türk milliyetçilerine karşı, Cumhurbaşkanı İnönü�nün talimatıyla kolluk kuvvetleri çok sert müdahalede bulundular. 9 Mayıs�a ertelenen duruşmanın hemen ardından hiçbir yasal gerekçe olmaksızın Hüseyin Nihal Atsız Bey tutuklanmıştır. Atsız beyin kaldığı otel didik didik arandı ve bir saat kadar sonra İstanbul polisi kaldığı eve yaptığı baskında Atsız�a ait yayınlanmamış yazıları gazeteleri, mektupları her şeyi alınmıştı. Ülke genelinde Türk Milliyetçisi olan ve Hüseyin Nihal Atsız�la ilişkisi olan birçok kişi gözetim altına alındı. Gözaltına alınanlar arasında Prof. Dr Zeki Velidi Togan, Hasan Ferit Cansever, Fethi Tevetoğlu, Nurullah Barıman, Zeki Sofuoğlu, Fazıl Hisarcıklı, Alparslan Türkeş gibi isimler bulunmaktaydı. Bu tutuklamaların ardından Orhun dergisi de kapatılarak Türk Milliyetçiliği tam anlamıyla susturulmak istenmiştir.

Merhum Nihal Atsız Bey�in evinde yapılan armalarda, Alparslan Türkeş�in yazmış olduğu mektuplar ve yazılar ele geçirilmiş ve akabinde Başbuğ Türkeş, görev yapmakta olduğu Erdek�te bir askeri heyet tarafından gözaltına alınarak Sıkıyönetim Kumandanlığında bir hücreye konulmuştur. Türkeş�in evinde yapılan aramalarda 500 kitap�a el konulmuş, arama yapan heyet, genç bir subayın bu kadar kıymetli kitaba sahip olmasını takdir etmiş, bununla beraber kitaplara geri iade edilmek suretiyle el koyduklarını ifade etmişler fakat kitaplar iade edilmemiştir. �Turancılık Davası�nın sonunda Alparslan Türkeş, en fazla üzüldüğü şeylerden birisinin de kitaplarını geri alamaması olduğunu ifade etmiştir.

Daracık, pis, karanlık ve berbat bir yer olan hücrede günlerce sorgulanmayı bekleyen Alparslan Türkeş, hangi suçla ilgili olarak gözaltına alındığını soran dilekçesine bir cevap alamamıştır. Tutuklandıktan 4 ay sonra sorguya çekilen Başbuğ Türkeş, gizli cemiyet kurmak la suçlanmıştır. Hücre�nin sağlıksız şartlarında, aç ve susuz bırakılmanın da tesiriyle rahatsızlanan Alparslan Türkeş, bin bir zorlukla hastaneye sevk edilmiş ve sevk sırasında vatan hainlerine bile layık görülmeyen muamelelere maruz kalmıştır. Sevk evrakının üzerine � Dikkat!… Siyasi suçludur, Irkçı ve Turancıdır, başkaları ile temas ve konuşma yapması yasaktır� yazılmıştır. İlk başta hastaneye kabul edilmeyen Türkeş, durumun başhekime bildirilmesi ile tedavi edilmiştir. Başhekim Fikri Altan, Alparslan Türkeş�e � Oğlum, Türkçülük, Turancılık diye bir suç olamaz� diyerek destek olmuş ve üzülmemesi yönünde telkinde bulunmuştur. Alparslan Türkeş�le beraber gözaltına alınanların hepsine, günlerce aç bırakılmak, dövmek, başkaların dövülmesini seyrettirmek, şakaklarına tabanca dayayarak ölümle tehdit etmek, boş kâğıtlara yazı yazdırılarak üzerlerini keyfi doldurmak suretiyle işkence uygulanmıştır.

Dava da henüz tam bir netice alınamamış, yeterli bir tahkikat yapılmamışken Dönemin Cumhurbaşkanı İnönü, 19 Mayıs bayramından halka şu şekilde seslenmiştir; � Turancılar, Tük Milletini, bütün komşuları ile onarılmaz bir surette düşman yapmak için birer tılsım bulmuşlar. Bu kadar şuursuz ve densiz fesatçılara Türk milletinin mukadderatını kaptırmamak için Cumhuriyet rejimi bütün tedbirlerini kullanacaktır.� Böyle bir açıklama yapma gereği duyan İnönü, Başbakan Saraçoğlu�nun söylemleri ve Almanya ile yapılan gizli antlaşmaların içerikleri göz önüne alındığında hangi ruh haliyle bu ifadeleri kullanmıştır? Devletin kuruluş felsefesi olan Türk milliyetçiliği nasıl olurda suç olarak isnat edilebilmektedir?

İnönü ve yardakçılarının tesiriyle tutuklanan 23 Türk milliyetçisi, düzeni yıkmak için örgüt kurmakla suçlanmışlar, Savcı Kemal Alöç iddianamesinde şahısları vatan haini olarak ifade etmiştir. Bu iddia namenin hazırlanmasında İnönü ve Falih Rıfkı Atay�ın tesiri daha sonra Savcının itirafıyla anlaşılmıştır.

Tutuklanan Türk milliyetçileri �tabutluk� olarak adlandırılan ve tepelerinde 1500�lük ampullerin yandığı kırk santim genişliğinde, elli santim uzunluğunda ve iki buçuk metre yüksekliğinde beton oyukların içinde olmadık işkencelere maruz kalmışlardır. Bu işkenceler sebebiyle Türk Milliyetçisi ve Türk aydını Reha Oğuz Türkkan, bir gözünü kaybederek kurtulmuştur. Tutuklananların mahkemede verdikleri ifadeler saptırılmış ve söylenmeyen kelimeler zabıtlara geçirilmiştir. Tüm iftira, yalan, dolan ve hileye rağmen 3 Mayıs 1947 deki duruşmada Askeri Yargıtay�ın verdiği kararla Türk Milliyetçileri beraat etmişlerdir. Askeri Yargıtay 23 kişi aleyhine açılan Türkçülük- Turancılık davasını haksız ve adaletsiz bularak davayı bozmuş ve Türkiye�de baskı altında kalmadan, işinin ehli olan hâkimlerin olduğu da böylece kanıtlanmıştır.

Türkçülüğüyle gurur duyan Başbakan Saraçoğlu�nun Mecliste yaptığı konuşmalar ile başlayan, Nihal Atsız Bey�in Orhun dergisinde yayınlanan mektuplarıyla alevlenerek, aleyhte açılan dava sonucu 3 Mayıs 1944 yılında Türkçülerin yürüyüşüyle devam eden bu süreç, 3 Mayıs 1947 yılında Askeri Yargıtay�ın verdiği beraat kararıyla nihayete ermiştir. 3 Mayıs günü Cumhuriyet tarihinde Türk Milliyetçilerinin ilk kez ortaya koydukları bu irade, o günden sonra artarak devam etmiş, dernekleşme, partileşme safhaları hızla aşılmış ve bugün de tüm gücüyle yaşan bir siyasi irade olarak var olmuştur.

İkinci Dünya Savaşı yıllarında meydana gelen bu olayda Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluş felsefesi, yaşam garantisi olan Türkçülük fikri, ne talihsizliktir ki dış politikada atılan yanlış adımlara kurban edilmek istenmiş fakat başarılamamıştır. Türk milliyetçiliğini karşısına alan güçler, adaleti de bu oyuna alet etmek istemişler fakat doğrunun yanında yenilmişlerdir.

Türkçülere o gün yapılan muamele, asla bir darbe olmamış bilakis Türkçülere birlik ve beraberliğin sağlandığı, bir şahlanış günü armağan etmiştir. 3 Mayıs günü, 1945 yılından bugüne kadar, Türk Milliyetçiliğini kendilerine bir yaşam felsefesi olarak benimseyenlerin adeta kurtuluş günü, zafer günü, olarak kutladıkları çok önemli bir gün olmuştur.

Bugün memleketimizin içinde bulunduğu durum iyi değerlendirildiğinde Milliyetçi bir iradeye şiddetle ihtiyaç olunduğu muhakkaktır. Bu birlik, beraberlik ve zafer gününün Tüm Türk Milliyetçilerine hayırlar getirmesi, iktidar getirmesi temennisiyle Türk Milliyetçilerinin Milliyetçilik Bayramı Kutlu Olsun�

Kaynaklar
�Alparslan Türkeş, �1944 Milliyetçilik Olayı� , Berikan Yayınevi, Ankara- 2000
�Alparslan Türkeş, � Milliyetçilik Ülkücülük Üzerine Konuşmalar� Kamer Yayınevi
�Reha Oğuz Türkkan, � Tabutluktan Gurbete�, Berikan Yayınevi, Ankara�2002
�Mustafa Özden, “Atsız ve Irkçılık ve Turancılık Olayı”, Türk Dünyası Tarih Dergisi, Sayı:122, İstanbul�1997
�Semih Yalçın, �3 Mayıs Türkçüler Gününün Menşei Üzerine �, http://www.ulkuocaklari.org.tr/uh/egitim/milliyetc11.htm

___________________________________
Hakkı ŞEKERBAY / Ülkü Ocakları Genel Merkezi Eğitim Masası


Yorumlar : 4 Yorum »

Kategoriler : Diğer, Gündem, Köşe Yazıları, Siteden, Siyaset

Üniversitede Pusu (YYÜ)

28 04 2007

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) öğrencileri arasında çıkan sopalı kavgada 5 öğrenci yaralandı
Alınan bilgiye göre, YYÜ kampüsü Melikşah Öğrenci Yurdu önünde öğrencilerin kavga ettiği ihbarını alan Jandarma komutanlığı ekipleri olay yerine gitti.
Dini ve Milli duyguları yüksek olarak tanınan öğrencilere pkk yandaşlığı ile tanınan öğrenciler tarafından saldırıda bulunuldu. Üniversite yönetiminin ve üniversite karakolunun pkk yandaşlığı ile bilinen gençleri koruduğu, Türk ve müslüman öğrencilere de sizlerde teröristler gibi tehlikelisiniz diye hitap ettikleri gelen bilgiler arasında. Pkk yandaşlarının olayı önceden planladığı ve 15 kişilik bir grup oldukları saldırdıkları gençlerin ise sadece 3 kişi olduğu bilinmektedir.

Yurtta kaldığı belirtilen yaralı öğrenciler Devlet Hastanesinde ayakta tedavi edildi.
Jandarma ekipleri, hafif yaralanan 5 öğrenci ile kavgaya karışan B.Y. S.V.
ve G.D. isimli öğrencileri gözaltına aldı.
Soruşturma sürdürülüyor.


Yorumlar : » yorum bırak;

Kategoriler : Diğer, Gündem, Siyaset

İslamiyet ölçü dinidir

18 04 2007

İnsanın sosyal hayatta karşılaştığı güçlüklere, sıkıntılara göğüs germesinin adı sabırdır. İnsanda iman gerçekleştikten sonra, imanın gerektirdiği şekilde yaşayabilmek için sabır şarttır. Bu açıdan sabır, hayatta ciddiyet isteyen her şeyin başıdır.

Bu sebeptendir ki Peygamberimiz (s.a.s.); “Ferahlığın anahtarı, sabırdır” buyurmuşlardır. “Sabreden zafere ulaşır” özü de O’na aittir.
İslâm âlimleri, sabrın iki boyutuna dikkat çekerler. Birisi, insana ağır gelen elemlere katlanarak sonucunda güzellik beklemek. Diğeri de, lezzet ve şehvet veren şeylerden uzak durarak, bunların kötü sonuçlarından korunmaktır.
Ayette sabredenler şöyle övülür: “And olsun ki sizi biraz korku, açlık, mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme yoluyla imtihan edeceğiz. Bütün bunlara sabredenleri müjdele. Onlar bir felaketle karşılaştıklarında ‘Biz Allah içiniz, yine O’na döneceğiz’ derler” (Bakara, 155–156)

Ölçülü olmak (itidal), insanın gerek duygularında gerekse eylemlerinde haddi aşmaması demektir. Bu sebepten de, ahlâkî faziletlerin esasıdır. Çünkü fazilet; biri aşırılık, öteki eksiklik olan iki kötülüğün ortasıdır. Aşırılık ve eksiklik ise, ifrat ve tefrittir.
Ahlaken kötü olan aşırılık ve eksiklik, hem duygusal yaşantı ile hem de eylemlerle ilgilidir. Mesela ahlâkî bir fazilet olan hoşgörünün eksikliği “kin ve nefret”, aşırılığı ise “aşırı duygusallık”tır. Bunların ikisinden de insan kaçınmak zorundadır.
Yine insanın servetini harcaması eyleminde ahlâkî bir fazilet olan cömertliğin de aşırılığı “israf”, eksikliği “cimrilik”tir. İsraf gibi cimrilik de ahlaken kötüdür.
Ahlâkî bir fazilet olan cesaret’in aşırılığı “atılganlık”, eksikliği de “korkaklık”tır. Kanaat’ın aşırılığı “hırs”, eksikliği ise “tembellik”tir.
Görüldüğü gibi ölçülü olmak; eylem ve duygularımızla ilgili ahlâkî faziletleri belirleyen temel bir ölçüt durumundadır.

İşlerinde ve duygularında aşırılığa giden insanlar, iletişim kurulması zor olan, başkalarına güven telkin etmeyen kimselerdir. Her insanın hata yapabileceğini düşünerek, insanlara ne bütünüyle güvenmeli, ne de ilişkileri tamamen koparacak seviyeye getirmelidir.
İnsanın duygusal yaşantısında aşırılıktan kaçınması gerektiğini Peygamberimiz, şu hadisleriyle vurgular: “Sevdiğin kimseye karşı duyduğun sevgide aşırılığa kaçma, belki de bir gün o kimse düşmanın oluverir.” (Tirmizi, 28. Kitabu’l–Birr ve’s–Sıle, Bab: 60, H. No: 1997)

“Düşman olduğun kimseye karşı gösterdiğin düşmanlıkta aşırı gitme, belki de birgün o kimse dostun oluverir.” (Tirmizi, 28. Kitabu’l–Birr ve’s–Sıle, Bab: 60. H. No: 1997)
“Allah’ın en çok buğz ettiği insan, düşmanlıkta aşırı gidendir.” (Tecrid c.VII, s.387, H.No:1094)
Demek ki insan, beşerî ilişkilerini sağlıklı bir şekilde sürdürebilmek için, insanlara karşı duyduğu sevgi ve nefretinde aşırılığa kaçmamalı; ölçüyü kaçırmamalıdır.

[Alıntıdır]


Yorumlar : » yorum bırak;

Kategoriler : Din, Diğer, Köşe Yazıları, Siyaset

Atın Üstünde Duramıyorsun, Köşkte Nasıl Duracaksın?

15 04 2007

Yorumsuz…

3172385.jpg

26.jpg

29.jpg


Yorumlar : 3 Yorum »

Kategoriler : Diğer, Gündem, Mizah, Siyaset

Bu Seçimlerde Neden mi Oy Kullanacağız?

31 03 2007

Ben bu seçimlerde mutlaka oy kullanacagim…
Neden mi?

Cocuklarımız  benim yaşıma geldiginde, ülkemin her karışında hâlâ
bayragımız dalgalansın diye….


Kızlarımız isterlerse baslarini örtsunler ama isterlerse de mayo ile
denize girebilsinler diye….


Ulkemizin yeralti ve yerustu kaynaklari, ulkemiz muhendisleri
tarafindan çikarilip, ülkemiz insaninin  yararina  kullanilsin diye….


Adı “Türk” ile baslayan ulusal sirketlerimiz, yabancilara satılmasın
ve yonetiminde “Jan” lar “Paul” ler, “Moris” ler olmasin diye.
Bundan sonra ülkemde hiç bir başbakan, hiç bir çiftçi vatandaşına, “Ananina
Da Al Git ” diyemesin diye…


Bundan sonra ülkemde hic bir basbakan, bir şehit anasina, “Askerlik
Yan Gelip Yatma Yeri Degildir” diyemesin diye….
Bundan sonra ulkemde hic bir basbakan, hic bir Genel Kurmay Baskanina
, “Hocam” diye hitap edemesin diye.


Bundan sonra ulkemde hic bir Milli Egitim Bakani “Canakkale Savasi’nda
Bal gibi Yenildik” diyemesin diye.
Bundan sonra ulkemde Buyuk Turk Millet Meclisi catisi altinda, hic bir
Meclis Baskani “Seyini Seyettigimin Seyi” diyemesin diye.
Her santimetrekaresinden kultur ve turizm degeri fiskiran ulkemize,
bir daha surekli uyuyan bir Kultur ve Turizm bakani gelmesin diye.
Bundan sonra ulkemde, Buyuk Millet Meclisi Genel Kurul Salonunda,
ayakkabisini cikarip, ayagini kasiyan, Milletvekilleri olamasin diye.
Vatan topragini kaniyla sulayan dedelerim ” Soykirimci ” damgasi yemesin
diye.


Her zaman onurumuz, gururumuz, gözbebegimiz oldugunu söyledigimiz
TSK askerimizin basina bir daha cuval gecirilmesin diye….

(Alıntı)


Yorumlar : » yorum bırak;

Kategoriler : Diğer, Gündem, Köşe Yazıları, Siyaset

« Önceki Yazılar


Sayfalar

  • Atatürk
  • Başbuğ
  • Bozkurt
  • Dini Bilgiler
  • Dokuz Işık
  • Kızıl Elma
  • İletişim

RSS Genç Ülküdaş

  • Herkes = Türkiye!
  • MHP, Apo ve İdam Gercegi...
  • Bir Mesajla Kardeşlerine ve Tarihine Sahip Çık!
  • Ozan Arif - Sizin Gibi Aydının 7'den 70'ini...
  • Ah Bahtiyar Muallim !.....
  • Durmak Yok, Mankurtluğa Devam
  • Bu Ülkede Sizin Neyiniz Var?
  • Bayrak Asmak, Taşımak Da Mı Suç?
  • Alparslan Türkeş'i Anlamak
  • Erciyes'te Bombalar Patlayacaktı

Son Yazılar

  • Ulkudas.Blogspot.Com ile Yayındayız!
  • Türban Eylemcilerine Ne Oldu?
  • Adım Yeşil – Hasan Sağındık
  • MIRAC KANDILI
  • Din dersi ’seçmeli’ Tartışması
  • Devlet Bahçeli’den Seçimi Sonucu Hakkında Açıklama
  • Tayyip Bey’in Hoşuna Gitmeyecek Döküm
  • İbret Belgesi Rakamlar
  • Hadi Oradan Sen de!
  • Apo’yu Kimler İdamdan Kurtardı ?

Çok Okunanlar

  • ÜLKÜCÜLÜK NEDİR, NE DEĞİLDİR ?
  • Sevr Haritası - Resim
  • Dokuz Işık
  • Bozkurt
  • Kızıl Elma

Son Yorumlar

xezal. on ÜLKÜCÜLÜK NEDİR, NE DEĞİLDİR…
fatih /DadaŞ/ on ÜLKÜCÜLÜK NEDİR, NE DEĞİLDİR…
yusuf on ÜLKÜCÜLÜK NEDİR, NE DEĞİLDİR…
ahmet on ÜLKÜCÜLÜK NEDİR, NE DEĞİLDİR…
Istemezük on ÜLKÜCÜLÜK NEDİR, NE DEĞİLDİR…

Arşiv

  • Mart 2008
  • Ağustos 2007
  • Temmuz 2007
  • Haziran 2007
  • Mayıs 2007
  • Nisan 2007
  • Mart 2007
  • Şubat 2007
  • Ocak 2007

Bağlantı

  • AfşinLi
  • Ülkü Ocakları
  • ülkücülük
  • Ermeni Sorunu
  • Gaziantep Ülkü Ocakları
  • MHP

Etiketler

ahmet yılmaz akp albüm apo atilla yılmaz devlet bahçeli Din Diğer Edebiyat emin çölaşan eylem Eğitim Gündem idam kaset Köşe Yazıları Makaleler mhp mirac kandili Mizah müzik sanatçı seçim Siteden Siyaset türban Türk Türkiye Türkçe Şiir

SİTE

  • Giriş yap
  • Yazılar RSS
  • Yorumlar RSS
  • WordPress.com

Sayaç

  • 161,293

Spam Blocked

1,239 istenmeyen yorum
engelleyen:
Akismet


WordPress.com'dan blog alın • Freshy theme by Jide.