Ben Türk’üm

30 01 2007

Ben, Belene’deki Türk’üm,

Dili ve dini değiştirilmek üzere bu ölüm adasına yollanan; domuzların
Müslüman etiyle beslendiği, insafın zerresinin olmadığı Bulgar zulmü
altında yok edilmiş binlerce TÜRK’ÜM ben!

Ben, Mora’daki Türk’üm,
Ekmeğimi, suyumu paylaştığım kapı komsum yunanın bir gece sıcacık
yatağımdan sürükleyerek koyun keser gibi kesip diri diri yaktığı yirmi bin
TÜRK’ÜM ben!

Ben, Arnavutluk’ taki, Yugoslavya’daki, Bulgaristan’daki, Yunanistan’daki,
Balkan’lardaki Türk’üm,

Bu toprakları bal gibi tatlı yapan ve bu toprak uğruna kanı oluk oluk akanım.

Sofrası basında, tarlasında, uykusunda, bebeği karnında, kundakta,
yedisinde, yetmişinde katledilen, kalanı da adi, dili, dini değiştirilmek
üzere Yunan, Bulgar, Sırp mezalimi altında inleyen
Türk’üm ben!

Ben, Kıbrıs Türk’üyüm,

Büyük Yunanistan projesi dâhilinde, Rum papazların önderliğinde yüz elli
yıldır yok edilmeye çalışılan, isimsiz ve kefensiz
toprak çukurlarda yatan, kahpe bir oyunun son perdelerinin oynandığı yavru
vatan Kıbrıs’taki Türk’üm ben!

Ben, Hocali’daki, Azeri Türk’üyüm,
Ermeni’nin, çoluk çocuk, kadın kız, yaşlı demeden bir gecede katlettiği
beş bin masum Türk’üm ben!

Ben, Karabağ’daki, Azeri Türk’üyüm,

Diri diri mezarlara gömülmüş, hayatta kalanı ise
insanlık dışı bir yasama mahkûm edilmiş, vatani elinden alınmış, Karabağ
Türk’üyüm!

Ben Uygur Türk’üyüm!

Türk’lügün doğduğu topraklarım elimden alindi, adım değiştirildi, dilim
yasaklandı, törelerim yok edilmeye çalışıldı,
orucum, namazım yasaklandı, sonunda imânımı almak istediler ve ben şahâdet
getirerek can verdim,

Ben, bir yudum suya hasret, kursağımda kemirdiğim
çarıklarımla Yemen’de, Galiçya’ da, Trablus’ta, Mekke’de, Medine’de
peygamberimin mezarını, kıblemi, kâbemi korurken çil çil İngiliz altınları
ile beslenen Arapların arkadan vurduğu Türk’üm ben!

Ben Kirim Türk’üyüm!

1944 ün 18 Mayıs gecesinde tren vagonlarında
yollandığım Sibirya’nın buzullarına canlı canlı gömüldüm. Karşı çıkanların
dökülen kanları ayı kızıla boyadı.

Arabat’da kalanlarımız teknelerle Karadeniz’e ölüme yollandı.

Karadeniz’de hâlâ çığlıkları işitilen Kirim Türk’üyüm ben.

Ben Irak Türk’üyüm,
Amerika’nın sözde demokrasi ekip ölüm biçtiği yerdeyim, Coni ve uşakları
sayesinde her gün onlarca, yüzlerce, binlerce
ölüyorum, seyrediyorlar sadece, kalanlarımız siliniyor soy kütüklerinden,
yasarken öldürülüyorum, insanlığın öldüğü yerdeki Irak Türk’üyüm ben.

Ve ben Anadolu’yum, Türk Yurduyum;
İngiliz’in maşası Yunanlılar, Fransız’ın maşası Ermeniler ağızlarından
salyalar akan kuduz köpekler misali girdiler bu aziz vatana.

Nice yiğitler, nice fidanlar, nice analar, nice kızlar, ne kocamış erler,
nineler yatar bağrımda nice emzikteki yavrular ya da ana karnındaki
bebeler kahpe kurşunlarla, Allah’sız süngülerle düştüler toprağıma.
Kimileri camilerde diri diri yakıldı, Allah diyerek verdiler son
nefeslerini.

Irzına geçilmiş kızlar attılar kendilerini kör kuyulara, ana rahimlerine
saplanan süngülerde cinsiyet tespitleri yapıldı, gözleri oyulmuş, diri
diri kesilmiş baslar bedenlerini aradılar.

İste ben bu yunan mezalimine, ermeni vahşetine maruz kalmış Anadolu
Türk’üyüm!

Soyu kırılan kimmiş, efendiler?

Ve hâli hazırda, Düşman düşmanlığından, hain hainliğinden, yerli
işbirlikçi maşalığından vazgeçmemiştir.

Türk’e bunları yapan ve yaptıran eli kanlı milletler diktikleri ermeni
veya Pontus anıtlarıyla ellerinin kanını asil Türk milletine bulaştırmaya çalışmaktadırlar.

Türkiye’nin yönetimindeki zafiyet ise onların ağızlarının suyunu
akıtmaktadır. Ancak zafiyet geçicidir, gerçek sudur ki sınırları kanla çizilmiş

Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Milleti dünya durdukça yasayacaktır.

Varlığım Türk Varlığına Armağan Olsun.

Ne Mutlu Türk’üm diyene…





Milli Birlik ve Beraberlik

29 01 2007

Basbug Türk Milletinin kutlu güç kaynaklarından bir di­ğeri ise, birlik, beraberlik ve iç barış ülküsüdür.

Birlik ve beraberliğini korumayan bir milletin çok geçmeden yere serileceği kesin bir gerçektir. Bu gün milletimizi baltalamak ve yıkmak için iç birliğimizi bozma çabaları gösterilmektedir. Bölgecilik, azın­lık ırkçılığı, mezhepçilik ve komünizm milli birliği engelleyen çok tehlikeli hareketlerdir. Türkiye sınırları içinde yaşadığımız bu çağda Türk olmayan pek az in­san bulunmaktadır. Bu gerçeğe rağmen, dil ve lehçe ayrılıklarını bahane ederek ayrılıklar ve sinsi bir azın­lık ırkçılığı yapılmaya çalışılmaktadır. Türk Milliyet­çiliği, birliği bozucu her çeşit hareketin düşmanı oldu­ğu gibi her türlü azınlık ırkçılığına da karşıdır. Milli varlığımız için zararlı olan azınlık ırkçılığına karşı çıkmak en önemli görevlerden biridir.

Türk Milletinin insanlık tarihinde ve medeniyet hayatında daima üstün bir yeri ve vazifesi olmuştur.

Türk Milleti içine kapanık, cihan ve insanlık bü­tünlüğünden tecrid edilmiş bir hayata hiç bir zaman iltifat etmemiş, cihanşümul bir hayatı kıtalar üzerin­ “Cihan Devletleri” kurarak yüzyıllar boyu sürdüregelmiştir

Yoğun bir medeniyet kuruculuğu ve taşıyıcılığı yapılmış hak, adalet ve nizam fikri, teşkilatçılık üstünlüğü ile insanlığa milletlerin ve insanlığın hayatı­na daima müspet yön verilmiş, mutluluklar sağlan­mıştır.

Türklük bugün de eski dünyanın belkemiğini teş­kil eden bölgede; milletlerarası hayat ve siyasetin en hareketli bir kuşağında bulunmaktadır.

Son yüzyıl içinde uğranılan felaketler, geçirilen ciddi mücadeleler milletimizin büyük hayat ve hâkimiyet gücünü kırmamıştır.

Milletimizin seciyesinde saklı bulunan yaratıcı kudretin lütfu olan meziyetler Türk Milletini her en­geli aşmaya, her zorluğu yenmeye yeterli kılmaktadır.

Türklük beşeriyet için müspet ve ilahi bir misyona sahiptir, bugünkü gençliğin milli şuurla uyanarak titreyip kendine dönmesi Türk Milletini şerefli yeni bir geleceğe doğru uçuracaktır.

20′nci yüzyılın bu ikinci yarısında Türk Milletini yine Ergenekon şartları içinde görmekteyiz. Canlan­maya başlamış olan Milliyetçi Hareket önümüzdeki Ergenekon seddini eritecek ateşi tutuşturmakta ve güçlükleri yenecek irade gelişmektedir. Eritilecek, aşı­lacak olan bu seddin ötesinde Türklüğü geniş ufuklar ve mutlu yarınlar beklemektedir.

Bu ufuklar ve o yarınlar ellerde ve gönüllerde taşınmakta olan DOKUZ IŞIK Meş’alesi ile aydınlanacaktır.

Dünkü Ergenekon seddinden geçerken önümüzde bir BOZKURT vardı. Bugün, Türklük için en iyiyi en güzeli her ne pahasına olursa olsun elde etmek mücadelesine binlerce BOZKURT olarak yürümekteyiz. Yarın ise hür ve mes’ut ufuklara doğru milyonlarca BOZKURT olarak koşacağız.

Türk Milliyetçiliği, Türk Milletine duyulan engin sevgi ve inançtan kuvvet alan bir duygu ve şuur halidir. Türk Milletinin hür ve bağımsız yaşamasını yükselmesini gaye edinen bir hareket olan Türk Milliyetçiliği, ilk defa, Milliyetçi Hareket Partisi tarafından siyasi bir hareket olarak Türk Milletine mal edilmiştir

Milliyetçilik anlayışımız; manevi şuurlaşmaya dayanır. Türklük şuuruna erişmiş, samimi olarak «Ben Türk’üm» diyen herkes Türk’tür.

Türk Milletinin kendi varlığını meşru savunma duygusundan doğmuş bir şuur hareketi olan Türk Milliyetçiliği, millet ve ülkemizi bölüp yıkmak isteyen her türlü yabancı ideolojilerin baş düşmanıdır.

Milli bütünlüğümüzü bölücü her sistemin karşısındayız.

Milliyetçi Hareket, insan sevgisine dayanır. De­mokrasiye inanır, insanlığa düşman, insanlığı bölücü her sistem ve ideolojiye karşıdır. Milliyetçiliğimizin amacı, milli sınırlarımız içinde yaşayan bütün yurt taşlarımızı, hiç bir ayırım yapmaksızın; din mezhep ve ırk farkı göstermeksizin kucaklamak, sevmek ve insanca yaşama şartlarına kovuşmaktır.

Milliyetçilik anlayışımız, ülke ve millet bütüncüğümüzü bölücü her türlü sınıfçı, mezhepçi ve ırkçı sistemlerin amansız düşmanıdır.

Milliyetçilik anlayışımızda, kapitalizmin sınıfçı sosyalizmin, komünizmin, faşizmin ve nasyonal sosyalizmin asla yeri yoktur. Başka milletlerin bir kültür ve tarih mahsulü olan bu yabancı ideolojilerinin Devlet felsefemizde hiçbir zaman yeri yoktur.

Türk Milliyetçiliği, her çeşit taklitten arınmış, kendi cemiyetinin değerine bağlı ve o değerleri ge­liştirici bir harekettir. Özentiye ihtiyacı yoktur. Mil­letimizdeki bu büyük potansiyel Milliyetçi Hareket Partisi olarak siyaset sahnesine getirilmiş, siyasi aksi­yon halinde Türk devlet felsefesinin temeli tespit edil­miş, sınırlan çizilmiştir. .

Milliyetçi Hareket, Türk Tarihinden, Türk Milleti­nin binlerce yıllık mazisinden sürükleyip getirdiği kıymet hükümlerinden kuvvet ve hız alan kutsal bir ideolojidir.

Kısaca özetlersek “Türklük şuur ve gururu ile İs­lam ahlak ve fazileti” milliyetçilik anlayışımızın ge­niş manadaki ifadesi olarak Türk Milletine mal ol­muştur.

Başbuğ Alparslan Türkeş





Hepimiz Trabzonluyuz! Neden mi?..

26 01 2007

Gel kardeşim geç otur karşıma bak ne diyeceğim

şimdi bak; bu memlekette besleyip büyüttüğümüz hainlerimizin,
senelerdir desteklediğimiz güzide terör örgütümüzün giremediği tek büyük şehirimiz hangisidir?

hangi büyük şehirimiz merkez olmak üzere onunla birlikte aynı coğrafyada bulunan hangi önemli şehirlerimizden biz terörist çıkartamıyoruz?

neden bu adamları oyuna alet edemiyoruz kardeşim biz?
çok mu zengin bu adamlar?
çok mu rahat yaşıyolar?
bu adamlar da t.c. vatandaşı değil mi orası başka bi ülkenin toprağımı?
nedir bizim bu adamlardan çektiğimiz, bir türlü yola getiremedik?

adamlarda dağ köylerinde yaşıyolar
adamların da elektriği yok, suyu yok, telefonu yok, yolu yok,”internet bağlantısı” yok
bazı yerlerde televizyon bile yeni yeni kullanılır olmuş biliyor musun?

kar yağdığı zaman çoğu köyün yolu 6 ay kapanıyomuş biliyor musun?
o insanlar da birbirlerini yemek yerine, zamanında “insani şartların ötesinde” çalışarak biriktirdiklerini yerlermiş o zaman

çalışmak? allah allah nasıl bişey olsa acaba çalışmak, çalışkan olmak, dürüst olmak, namuslu olmak, ekmeğini yediğin suyunu içtiğin havasını soluduğun topraklara dönüp ihanet “etmemek” nasıl bişey acaba?

her boku denedik adamların arasına sızamadık kardeşim
oysa diğerleri öyle mi
yolumuz yooook, haydaaaaa toplan koş ihanete
suyumuz elektriğimiz yoooook, haydaaaa toplan koş ihanete
internetimiz yoooooook, okulumuz hastanemiz doktorumuz öğretmenimiz yok, bize bunları vermeyen devletin taaa a**** koyyiim koş sen de ihanete

gel kardeşim bak; aç devlet istatistik enstitüsü kayıtlarını
cumhuriyet tarihi boyunca hangi bölgeye hangi ile ne kadar yatırım yapılmış?
gel kardeşim bak; aç tsk nın arşivlerini hangi bölgeden en çok teröre şehit mehmet nereden verilmiş?

ulan bu kadar tesadüf de olmaz ki, yıllardır unutulan kimsenin yatırım yapmadığı, sallamadığı, bu kadar teröre kurban veren yer hep aynı yer

ve bu adamlar gene de ihanet etmiyolar kardeşim ya?

neresi bahsi geçen yer kardeşim?

trabzon merkezli karadeniz mi?

allah allah ne yapacaz peki?

o zaman şöyle yapıyoruz hemen yardır gazetelere televizyonlara internet sitelerine artık ne varsa iletişim adına, gözler trabzona çevrilsin, başlasın kumpanya, karalama kampanyası;

önce papaz, şimdi gazeteci!!!!! katiller hep aynı yerden!!!!!
ahanda gene orası, işte ordalar bunlar hep aynı şehir
aaaaa!!! bunlar tayadlı kardeşlerimizi evire çevire odunlarla dövmemiş miydiler???
gene onlar hep onlar, yeter artık bu kadar da olmaz
linççi bunlar, katil bunlar, kafatasçı bunlar, faşist bunlar, kendinden başkasına tahmmül edemeyenler bunlar
toplumun düzenini bozan bunlar daha ne olsun!!!!

ver kardeşim manşetten sür manşetten ne varsa ordan ver
kocaman kocaman yazın heryere, herkesin gözüne sokun da ne mal oldukları anlaşılsın
rahibi öldüren bunlar, gazeteciyi katleden bunlar, “küçücük, miniminnacık çocuklarımızı” sırf “vatana küfür ettikleri” pardon “özgürlük istedikleri” için odunla dövenler bunlar
oha artik yeter rahat birakin toplumumuzu düzeni bozmayın,
“oyunumuzu bozmayın eyy trabzonlular, kesin sesinizi oturun yerinizde, bak yarın bi gün allah göstermesin orhan pamuk beyefendi hazretlerini filan da vurur bunlar, demedi demeyin bak…….

isıtıp isıtıp vereceksin kardeşim, aynı şeyleri hep tekrar edeceksin ki anlasınlar bize destek vermemek, örgütümüze katılmamak, ihanet etmemek ne demekmiş
katlansınlar bedeline

“trabzonda neler oluyor!!!!!!
ne olduğunu söylerdim ama neyse….

kardeş, o merhum vatandaşımızın (allah gani gani rahmet eylesin, toprağı bol mekanı cennet olsun) cenazesine katılıp da ellerinde “hepimiz hrant dink’iz” yazılı pankartları taşıyan “onbinlerden” kaç taneniz agos gazetesinin yerini biliyordu daha önce?

kaç taneniz bırak yerini o gazetenin adını biliyordu?
ulan birinize sokakta çevirip sorsalar agos nedir? yenilir mi içilir mi? gezilir mi görülür mü diye çoğunuz : agos ege sahillerimizde şirin bir tatil beldemizdir derdiniz adım gibi biliyorum
kaç taneniz merhum hrant dink’in yazdığı herhangi iki satır yazıyı okudu?
kaç taneniz gidip agos gazetesi satın aldı?
kaç taneniz biliyo bu gazete kaç sayfadır?

zavallı adamcağız ayağında yırtık ayakkabısı ile öldü gitti,
cenazesinde şov yapmak size kaldı değil mi?
yazık be güzel kardeşim

şov slogansız olmaz ama tabi, ne yapmak lazım hemen uyduralım bir tane
ne olsun ne olsun haa buldum “hepimiz hrant dink’iz”

bari o güzeller güzeli beyinlerinizi, o muhteşem zekalarınızı, o kimsede olmayan entellektüel kapasitelerinizi biraz daha zorlayıp “onbinlerce” beyin, beşiktaş ın çarşı grubundan biraz daha yaratıcı bişey bulsaydınız

zamanında hakemin bi tanesi maç sonrası röportajında pascal nouma yı kastederek “zenci futbolcu” demişti de ertesi hafta “hepimiz zenciyiz” pankartı ve sloganı çıkmıştı ortaya…

bunu bile başaramadınız değil mi güzel kardeşim, bunu bile o kadar basit o kadar sığ bir şekilde yaptınız….

“hepimiz hrant dink’iz” derken hepimiz insanız diyorsunuz değil mi?
sırf fikirleri yüzünden bir insanı öldürmek hangi aklın mantığın ürünüdür diyorsunuz değil mi? çok doğru kardeşim sonuna kadar katılıyorum

“hepimiz hrant dink’iz” derken adamcağız bizim özgürlüğümüz için canını verdi biz de onun yerinde olsak ve onun olmadı ama bizim seçme şansımız olsaydı bile biz de seve seve verirdik diyorsunuz değil mi? çünkü hepimiz biriz, eşitiz, insanız, özgürüz!!!

diyor musunuz güzel kardeşim?
emin misiniz kardeşim???

ve soruyorum kardeşim “onbinler” den kaç taneniz bir şehit cenazesine katıldı?
kaç taneniz elinde “hepimiz askeriz” pankartı taşıdı?????
kaç taneniz kardeşim ha kaç taneniz?

o gencecik çocuklar, subaylar, astsubaylar, görevli personel benim için öldü değil mi o dağlarda, pusularda, karakollarda, yollarda?

kaç taneniz gata ya gidip de gazilerimizi ziyaret ettiniz?
kaç taneniz gidip teşekkür ettiniz?
o ellerini, kollarını, bacaklarını, gövdesinin yarısını, gözlerini, burnunu, kulağını veren adamlar benim için verdi değil mi?
onlar insan değil mi kardeşim?
onlar da sizin gibi insan değil mi kardeşim? onların özgürlük hakları, yaşamak hakları yok muydu kardeşim?

kaç taneniz birine kolunu, bacağını geri verebilir tekrardan?

“hepimiz hrant dink’iz”

onların da hepsi hrant dink ti, onlar da insandı, özgürdü, eşitti, onlarda tıpkı hrant dink gibi senin benim özgürce yaşayabilmemiz için çabaladıkları için öldüler, sakat kaldılar ama hiçbirinizi biz o cenazelerde, o ziyaretlerde göremedik kardeşim…?

allah korusun da sevgili beyefendi hazret çok değerli üstat, türkçe sihirbazı muhteşem orhan pamuk beye bişey olmasa
yemin ediyorum sabah akşam adamın sağlığına dua ediyorum
dünyada inanmazdım hesabına dua edeceksin deseler bir gün ama, hayat işte
ne oldum demeyeceksin…

nobeli zamanında dinamiti bulan bilim insanına da vermişler kardeşim (geri zekalılar için açıklama: edebiyat dalındaki nobel değil)
şimdi o nobel ödüllü dinamitin gelişmişleri; italyan, amerikan yapımı mayın olarak vatan evlatlarının canlarını almakta haince

neden adama dua ediyorum çünkü evlerden ırak orhan beyimize bişey olsa
cenazesini ingiliz kraliçesi, fransız cumhurbaşkanı ve apo köğeği dört kolluda taşıdıktan sonra
siz de katafalka koyup 45 gün sergiletir, sonra da bir türk kahramanı olduğundan kelli atatürk’ün yanına anıtkabire filan gömmeye kalkarsınız….

yazık be kardeşim vallahi de yazık billahi de yazık

“hepimiz hrant dink’iz”

“hepimiz mehmet’iz”

“hepimiz trabzon’luyuz” kardeşim…

Alıntıdır: (Ekşi Sözlük)





Başbuğ’a Mektup

25 01 2007

12 Eylül sonrasi tutuklanan Alparslan TÜRKES ve bütün
dava arkadaslarina…

Sana bu mektubu bir gece yarisinda yaziyorum
Azatligin zirvesinde sohbete dalmis yildizlar
Zühre bir aski tutturmus Bâbil’ de kalan
Zavalli dünya habersiz, zavalli dünya sagir
Bir Hârût’la Marut bir de ben dinliyorum
Derken kayip gidiyor yildizlardan birisi
Bir intikam fisegi gibi saplaniyor karanligin karnina
Senin namina yildizlari kiskaniyorum.
Kim bilir kaç isik yili uzakta
Öfkeyle kollarini çeviriyor yalanci fecir
Imanim gibi biliyorum vakit asilmak vaktidir
Ve taksim gazinolarinda trahomlu sairler
Misra ariyorlar masalarin altinda
Kanini içiyorlar bilmeden “Cennet atlari” nin
Ben yurdumun en sert tütününden bir sigara sariyorum
Dumani cigerlerime degil iliklerime çekiyorum
Ne kadar ürkek ceylan varsa Asya çöllerinde
Domaniç yaylasinda ne kadar dizginsiz at
Basliyorlar kosmaya kilcal damarlarimda
Sicak soluklari yalarken alnimi
Toynaklarini hissediyorum alyuvarlarimda.

Sana bu mektubu evimin balkonunda yaziyorum
Sag elimi koyuyorum tam yüregimin üstüne
Çankaya yokusunda söyledigimiz marsi duyuyorum
Ulu kayalar parçalaniyor beynimin bir yerinde
Bir yerinde demirden daglar eriyor
Atlas yelkenli gemileri unutmus birkaç levent
Viski kokulu bulvarlarda yavas yavas ölüyor
Istedigin o seccadeyi hemen gönderiyorum
Üstünde Kabe resmi ve anamin dualari var
Ve bildigin sebeplerden ben gelemiyorum.
Yine biliyorsun ki , Sevmedim ülküden baskasini
Basi dumanli daglari, dolunayi, ufuklari
Bir de Çankaya yokusunda rüzgara tutulmus saçlarini
Önce Allah, sonra genlerim sahit.
Sevgimi üçbin yil sonra dogacak torunuma yolluyorum
Trahomlu sairler dogruluyorlar masalarin altindan
Elleri fahiselerin karanlik saçlarinda
Benim kalemimden kan degil süt damliyor
Geceler boyu böyle gelecegi emziriyorum
Kahrolayim sevmedim ülküden baskasini
Bir de seni çok seviyorum

Dilaver Cebeci





Hepimiz Türk’üz!

25 01 2007

 hotercuman11.jpghotercuman.jpg

Hrant Dink olayında kaş yaparken göz çıkardılar, bu kadar da olmaz artık!. Devlet aleyhinde sloganlar, vs vs. Bir tane bile Türk Bayragı goremedik ulkesini bu kadar sevenlerin(!) yürüyüşünde. Onca şehitlerimiz vardı neden hickimse Mehmet,Ahmet,Kadir … olmadı? Neden STK lar oralarda da feryat figan ortalığı karıştırmadılar

Biz bu filmleri çok gördük





Kültür Savaşı (Sessiz Harp)

23 01 2007

İnsanlığın hayatında savaş, araç ve gerekleri de devamlı olarak gelişme halindedir. Kılıç, ok, tüfek, top, tank, uçak, atom silahları gibi. Bu milletler birbirleriyle adına sessiz harp diyebileceğimiz bir kültür savaşı içindedirler. Kültür savaşı ideolojik harpten daha şümullüdür. Esir millet başka bir milleti veya milletleri kendi kültürü içinde eritmeye gayret eder. Savaşta ok, kılıç, mermi için insanın en hassas noktası kalbi ve beynidir. Kültür savaşı da aynı noktaları hedef alır. Bunun için bir milletin hayatında kültür davası alfabeyi okuma ve ezberleme davası değildir. Kafayı kalbi ve bedeni geliştirme ve yetiştirme davasıdır.

Dalından kopan bir yaprağın kaderini rüzgâr tayin eder. O artık herhangi bir istikametten esen rüzgârın esiridir. Unutulmamalıdır ki “Her kim bir kavime benzemeye çalışırsa o kavimin efradından sayılır.”

Kültür savaşına karşı en müessir silah milliyetçiliktir. Kişinin kendi öz değerlerini, öz varlığını koruması ve geliştirmesi moral bir güç ve milli şuurla mümkündür. Milliyetçilik, sosyal ve ‘ekonomik hamlelerde de fikri, ruhi, fiziki, bir atlama tahtasıdır. Çünkü kişinin fikri, fiziki, gücüne dayanmayan hiçbir hamle başarıya ulaşamaz. Bütün bunlar nazara alınarak milletin her ferdi moral değerlerle ve milli şuurla teçhiz edilmelidir. Türkiye’nin içinde bulunduğu ağır şartları nazara alarak ifade etmek ve hatırlatmak isterim ki, gerçek değer ve anlamdaki Milliyetçilik hareketlerinin karşısına çıkmak, kale kapısını düşmana açmak demek olur.

Çünkü her hücre tümün hayatında harç ve mimardır. Hücrelerin tümün varlığını terk etmesi halinde hücrelerin, bütününde hayat ortadan kalkar.

Milliyetçi Hareketin temel felsefesi, insan sevgisi, insan haysiyetine, hürriyetine dayanmayan sistemlere inanmıyoruz. İnsan sevgisi ve hürriyeti insana değer vermekle mümkündür. İnsan, kültürel, sosyal, iktisadi, siyasi ve moral değerlerinin meydana getirdiği bir bütündür. İnandığımız dünya görüşü insanı bütün değerleriyle, bütün yönleriyle ele alır.

Onu bir bütün olarak geliştirmek, kalkındırmak ister.

İnsanı sevebilmek, insanı hür yapabilmek, onu her türlü tutsaklıktan kurtarıp kendi kendine hâkim yapabilmekle mümkündür. İnsanın tutsaklıktan kurtulup, kendi kaderine hâkim olabilmesi, hürriyete kavuşması demektir. Tarih ve siyasi tecrübeler bize göstermiştir ki, büyük insandan bölünmez bir parça mal canın yongasıdır. Mülkiyet insanın teşebbüs gücünün artmasına imkân vermiş, şahsiyetini geliştirebilmesinde en büyük unsur olmuştur. Ancak, mülkiyetin başkalarını sömürme, ezme aracı olarak kullanılmasına da karşı bulunmaktayız. Mülk üzerindeki dengenin sağlanması için devletçe her türlü tedbirin alınmasını gerekli görmekteyiz.

Gerçek Milliyetçilik, Milleti meydana getiren her insanı hiçbir ayırım yapmaksızın aynı derecede sevmektir, inandığımız Milliyetçilik anlayışı, bu milleti meydana getiren insanlar arasında her türlü ayırımı kesinlikle reddeder. Milliyetçilik bölücü değil, birleştirici, ayırıcı değil toparlayıcıdır. Bu milleti meydana getiren her fert aynı soyun, aynı kültür ve tarihin birer üyesidir ve hepsi aynı müşterek kaderle yoğrulmuşlardır. Bizim Dünya görüşümüzde bir ferdin diğerinden üstün tutulması yoktur. Her türlü ayırıcı, bölücü sistemlere şiddetle karşıyız. Millet canlı bir organizma ve yaşayan bir varlıktır. Bu organ ve varlıkta her ferdin belirli bir yeri ve bir görevi vardır. Her fert bu organizmanın bir uzvu, bir hücresidir. Normal düşünen bir insan beyni vücudu meydana getiren uzvu ve hücrelerden bir kısmını diğerlerinden üstün tutamayacağı gibi feda da edemez. Zira böyle bir halde iyi bilir ki vücut ya eksik kalır görevlerini yapamaz yahut da tamamen sona erer, hayatiyetini kaybeder. İşte aynen bunun gibi iyi bir sistem, iyi bir devlet yönetimi de milleti meydana getiren sosyal sınıf ve fertlerden birini diğerine feda edemez. Bir sınıfı veya ferdi, diğer sınıf veya ferde üstün tutamaz.

Bir sosyal sınıfı veya ferdi, diğer sosyal sınıf veya fertlere tercih eden sistemler, SINIFÇI SİSTEMLERDİR. Milliyetçilik her türlü sınıfçı sistemlere karşıdır. Sınıfçı sistemler, bir sınıfın diğer sınıfı ezmesini, sömürmesini öngörür. Sınıfçı sistemler, sınıf diktatörlüğü doğurur. Bizim savunduğumuz 9 IŞIKÇI SİSTEM, Türk milletini sınıflara bölmeden, onu kutsal bir bütün olarak ele alır.

Sınıfçı sistemlerin birincisi MARKSİZMDİR. Türk milletinin en büyük düşmanı olan Marksizm, nazariyatta sahte işçi sınıfını esas alır. Ancak tatbikatta, devlet yönetiminde işçi sınıfının yeri yoktur.

Bütün yetkiler, işçi sınıfının öncüsü adı verilen komünist partisinde toplanmıştır. Devlet yönetimi ve toplum düzeninin bütün kurumları, komünist partisinin inhisarına bırakılmıştır. Komünist nazariyeye göre, işçi sınıfı, küçük bir çocuğa benzer. Nasıl ki çocuk, kendi gerçek menfaatlerini göremez ve onları koruyamazsa, işçi sınıfı da gerçek menfaatleri korumak için tayin edilen veli veya vasi gibi, işçinin gerçek menfaatlerini korumak için de bir veli veya vasiye, yani bir mümessil ihtiyaç vardır. İşte bu mümessil, komünist partisidir. Bu sistemde komünist partisinin yaptığı her şey, işçi lehine sayılır. İşçi, gerçek menfaatlerini takdir edecek durumda olmadığı, tıpkı küçük bir çocuk gibi gerekli fikri ve akli yeteneklere sahip bulunmadığı için bir itiraz hakkı yoktur. İşçi sınıfı devleti olduğunu söyleyen Marksist devlet yapısının, işçi sınıfına verdiği değer işte bundan ibarettir.

Böyle bir fikirden hareket eden Marksizm, sonunda işçi sınıfı yönetimini değil, komünist partisi yönetimi ve diktatoryasını kurmuştur. Bunu belirtmek gerekir ki, Marksist devlet düzeninde parti ile devlet birbirine benzerler. Bu düzende komünist partisi ile devlet bütünleşmiş, kaynaşmıştır. Komünist partisi, devletin bütün müesseselerine hâkim olmuştur. Büyük Devlet memurları, yüksek rütbeli subaylar, hâkim ve polis şefi eri komünist partinin üyesidir.

Marksizm, özel mülkiyeti devletleştirmiştir. Ülkede her şeyin sahibi tek bir patron belirmiştir. Bu patron, komünist devlettir. Ancak devlet mücerret bir kavramdır. Devlet çarkının işleyebilmesi için organlara, insanlara ihtiyaç vardır. Marksist devlet düzeninde bu çarkı işleten insanlar sadece komünist partisi üyesidir. Komünist partisine üye olmayan devlet mekanizmasında görev alamaz. Mülkiyet devletin hâkimiyetin de bulunduğuna, devlet de Komünist partisi üyelerinin elinde olduğuna göre, Marksist devlette üretim araçlarının maliki komünist partisi üyeleri olmuştur. Unutmamak gerekir ki, mülkiyet insana bir şey üzerinde faydalanma ve kontrol hakkı verir. Komünist sistem, faydalanma ve kontrol hakkını, fertlerden almış, devlete ve dolayısıyla Komünist partisi üyelerine vermiştir. Böylece komünizm tarihte ilk defa olarak mutlak bir tekelci bir mülkiyet nevi olan PARTİ MÜLKİYETİNİ veya BÜROKRATİK MÜLKİYETİ yaratmıştır.

Komünistler, mülkiyeti, hırsızlık mahsulü, sınıflara meydan veren bir sömürü aracı olarak vasıflandırdıkları halde, bundan vazgeçmemişler, bilakis devletleştirdikleri mülkiyeti, komünist partisinin kontrolüne vermekle YENİ BİR SINIF YARATMIŞLARDIR. Tarihin en sömürücü, tekelci ve mutlak sınıfı olan BU YENİ SINIF, KAPİTALİST TOPLUMLARDA BİLE RASTLANMAYAN BİR DEVLET VE PARTİ BURJUVAZİSİ DOGURMUŞTUR. Böylece sınıfsız bir toplum kurmak isteyen komünizm, tarihin en mutlak sınıf diktatoryasını kurmuştur. Komünist partisi üyesi bir avuç mutlu azınlık dışındaki herkes, mülkiyet hakkından mahrum olduğu için, hürriyetten de mahrum edilmiştir. Komünist rejim, insanların ellerinden mülkiyeti alırken, şeref ve hürriyetini de almış, milyonlarca insanı esarete mahkûm etmiştir.

Sınıfçı sistemlerin ikincisi KAPİTALİZM’DİR. Kapitalizm, milli toplum içinde sadece KAPİTALİSTLERİ, yani PATRONLARI koruyan bir sistemdir. Kapitalist sistem, mahiyeti ve işleyişi itibariyle ekonomik hayatı kapitalistin tekeline bıraktığı için, bu sistemde zengin daha zengin, fakir daha fakir olur. Kapitalizme, ekonomik faaliyet bir kaç patronun emrindedir. Bu sistemde, sanayi, iç ve dış ticarete, bankaları ve madeni ere sadece patronlar hâkim olur. Üretim araçlarının mülkiyeti bir avuç patronun elindedir. Devletin milletten aldığı vergiler; fertlerin tasarrufları sonucu kara gün için bankalara yatırdıkları paralar; patronların cebine gider.

Kapitalizm, bir dünya görüşüdür. Her dünya görüşü gibi, kapitalizmin de iktisadi yönü yanında siyasi ve hukuki yönleri de vardır. Kapitalizmin siyasi yönü liberal demokrasi, hukuki yönü al hukuk adını alır. Liberal demokrasinin asi kurumları, özellikle Meclis, hükümet ve idare kapitalist sınıfa hizmet eder. Liberal demokrasilerde devlet yönetimine yalnız patronlar ve onların bürokrasi sınıfı katılır. Parlamento, patronları koruyan kanunlar çıkarır; hükümet ise bu kanunları titiz bir şekilde tatbik eder. Devlet çarkı kapitalistlerin yararına işler. Fakat patronlar ve onlara hizmet eden bürokratlar daima demokrasi ve hürriyetten bahsederler. Liberal demokrasi ve hürriyet, sahte bir demokrasi ve hürriyettir. Liberal sistemde, demokrasi ve hürriyet ise kapitalistlere tanınmış bir demokrasi ve hürriyettir. Milletin çok büyük bir kısmı, patronlar dışında kalan kısmı için demokrasi ve hürriyet bir diktatörlük ve esaretten başka bir şey değildir. Yalnız kapitalist sınıfın efendi, buna karşılık Türk milletinin çok büyük bir kısmını köle yapan kapitalizme inanmıyoruz. Bu sistemde dünkü derebeylerinin şatosu, bugün büyük şehirlerin merkezine taşınmıştır. 9 lşıkçı görüşte devlet ne derebeylerinin şatosunda bekçi ne de köşe başında bir bakkaldır. 9 IŞIK DOKTRİNİ PATRONLAR DÜZENİ OLAN KAPİTALİST DİKTATÖRLÜĞE KARIŞIDIR.

Görülüyor ki, yıllardan beri ülkemizi kalkındırma modeli olarak savunulan kapitalist ve Marksist sistemler, sınıfçı ve dikdatöryal sistemlerdir.

Her iki sistemde de millet bütünlüğünü, kapitalist veya bürokrat sınıflara bölünmüş, bir avuç insan dışında halkın çok büyük bir çoğunluğu, bu sınıfların esaret ve sömürüsü altına alınmıştır. Kapitalist ve Marksist sistemlerde halkın esaret altında oluşunun sebebi, mülkiyet sahibi olamamasıdır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, hürriyetin tek garantisi mülkiyettir. Bu sebeple Bizim savunduğumuz 9 IŞIKÇI sistemin hedefi TÜRK MİLLETİNİN HER FENDİNİ MÜLK SAHİBİ YAPMAKTIR.

Biraz önce belirtildiği gibi, Kapitalist ve Marksist sistemlerin mahiyeti icabı, bu sistemlerde milletimizin her ferdinin mülk sahibi olması mümkün değildir. Hâlbuki Dokuz lşıkçı sistem, Türk milletinin bütünü esas aldığı için, bu sistemde her yurttaşımız mülk sahibi olabilecektir. Her ferdin mülk sahibi olabilmesi, üretim araçlarının inşaasına, dolayısı ile sermaye birikimine katılmasıyla mümkündür. Sermaye birikiminin ilk şartı tasarruftur. Kapitalist ve Marksist ülkelerde bu tasarruf millete yaptırıldığı halde meydana gelen üretim araçlarının ‘mülkiyet sistem icabı, birkaç patrona veya komünist partisi bürokrasisine verilmektedir. Dokuz lşıkçı sistemde ise, üretim araçlarının mülkiyeti, tasarrufu yapana verilecektir. Bu suretle her türlü haksızlık ve sömürü önlenecek. Türk’ün Türk’ü soymasına müsaade edilmeyeceği gibi Türk olmayanların soygunlarına ASLA… Müsaade edilmeyecektir. Herkes alın terine, emeğinin ürününe sahip olacaktır. Böylece çok kısa bir zamanda milli kaynaklarımıza dayalı milli bir kalkınma sağlanacaktır; herkes milli gelirden gerçek payını alabileceği için milli sosyal adalet de sağlanacaktır.

Milli kalkınmamızı gerçekleştirebilmek, her Türk ferdini hür yapabilmek için TÜRK MİLLETİ’Nİ YENİDEN KURMAK ZORUNDAYIZ. Bu kuruluşta, ferdin toplum içindeki işgal ettiği sosyo-ekonomik yer esas alınacaktır. Türk milleti sosyo ekonomik yönden ALTI SOSYAL DİLİME AYRILIR. Bunlar; işçi, KÖYLÜ, ESNAF, MEMUR, SERBEST MESLEK SAHİPLERİ ve İŞVEREN DİLİMİDİR. Bu dilimler içinde Türk milleti yeniden teşkilatlandırılacaktır. Her dilim içinde ekonomik kalkınmamızın temelini teşkil edecek bir TASARRUF VE YATIRIM SANDIGI KURULACAKTIR, işçimiz, köylümüz, esnafımız, memurumuz ve diğer yurttaşlarımız mensubu bulunduğu sandıkta yaptıkları zorunlu tasarrufları MAKİNE YAPAN MAKİNE, FABRİKA YAPAN FABRİKALARA YATIRILACAKTIR.





Müslümanlar İslam Yüzünden mi Geri Kaldı?

22 01 2007

Müslümanlar İslam yüzünden mi Geri Kaldı?

Bu soru daha doğrusu iddia çok fazla dillendirilmesinin yanında, bana yöneltilen sorular içinde de en sık rastladığım bir başlık oldu. Oldukça önyargılı ve tarihi gerçeklerden uzak bulduğum bu iddiaya kısa değinmek gereği duydum.
İslam ülkelerinin günümüzde içinde bulunduğu durum, bu teze kaynaklık ederken, Müslümanların dinleri nedeniyle geri kaldığı vurgulanmaya çalışılmaktadır. Peki söylemin gerçeklik payı ne kadardır?
İslam dini eğer geri kalmanın sebebi olsaydı, tarih boyunca Müslümanların yaşadığı ülkeler hep geri kalması gerekirdi. Oysa durum bunun tam tersidir. İslam’ın doğuşuyla birlikte dünya üzerinde çok hızla yayılmış, 18. yüzyıla kadar da İslam ülkeleri dünya üzerinde hep başat güç olmuşlardır. Bu gerçeği hatırlamak için Avrupa’nın içlerine kadar giren Endülüs’ü yada kısaca Osmanlı tarihine bakmak yeterli olacaktır. Ayrıca bilim tarihine göz atıldığında tıptan kimyaya, felsefeden sosyolojiye kadar bir çok konuda Müslüman bilim adamlarının oraya koyduğu çalışmalar görülebilecektir.
Peki nasıl oldu da Müslümanlar günümüzdeki duruma gelmişlerdir.
Buna neden olarak dini göstermek belki de en oryantalist ve en kolaycı yaklaşımdır ama bu gerçek değildir.
Müslümanların geri kalmasını tetikleyen nedenlerden ilki yaşadıkları Moğol istilasıdır. Moğol istilası ile büyük bir yıkım yaşayan Araplar bir daha eski güçlerini hiçbir zaman gelememişlerdir. Moğol istilası sürecince yaşananlar incelendiğinde, koskoca Arap- İslam medeniyetinin nasıl yok edildiği görülecektir.
Arapların yaşadığı bu yıkımdan sonra göreceli olara bu istiladan daha az etkilenmiş olan Müslüman Türk toplumu İslam bayrağı devralmış ve Yüzyıllarca dünyaya nizam vermiştir.
Osmanlı Türklerinin yıkımını hazırlayan süreç ise dünya ticaret yollarının değişmesiyle ortaya çıkmıştır. Daha önceden dünya ticaret yolu olan “ipek yolu” hep Müslüman halkların kontrolünde olmuşken, Ümit Burnunun geçilmesi ve Yeni Dünya’nın keşfi ile bu durum değişmiştir. Artık Dünya ticaret yolları karadan denizlere kaymıştır. Bu ise Osmanlı için çöküşün başlangıcı olmuştur.
Bu gidişin farkına varan Sokullu Mehmet paşa, döneminde Hindistan seferini planlanmış ve bu yönde bir donanma Hint denizine gönderilmiştir. Hatta Osmanlı’nın yeni ticaret yollarının hakimiyetini ele geçirmek için Osmanlı donanmasının rahatlıkla Hint Okyanusuna indirebilecekleri bir kanalın Süveyş’te açılması için proje başlatmasına rağmen dönemin teknik imkanlarından dolayı bunda başarılı olunamamıştır.
Osmanlı Yeni Dünya olan Amerika’da da bir koloni kurmayı düşünse de, iç denize uygun olan Osmanlı gemileri okyanus şartlarından başarı gösterememiştir.
Bu ve benzeri bir çok neden ticaretin dolayısıyla sermayenin Müslümanların elinden batının eline geçmesine sebep olmuştur. Ticaret yollarının el değiştirmesinin dışında batı ortaya koyduğu emperyalist sömürgeci yaklaşımlarla, hem Amerikanın hem de uzak doğunun hem de Afrika kıtasının zenginliklerini çalıp kendi ülkelerine taşımışlardır. Özellikle Osmanlının zayıfladığı 18. yüzyıldan sonra emperyalist ülkeler İslam dünyasını işgal etmiş ve Müslüman toplumları kendi hedefleri doğrultusunda dizayn etmişlerdir. Bugün Ortadoğu ve tüm İslam coğrafyasının antidemokratik rejimlerin hakim olması ve diktatörler tarafından yönetilmesinin temel nedeni Birinci Dünya Savaşı sonrası emperyalist devletlerin yaptıkları bu dizayndır.
Dolayısıyla İslam dünyası tarih boyunca her zaman geri olmadığı gibi, günümüzde de göreceli olarak daha az gelişmiş olmasının nedeni de yine İslam dini kaynaklı değildir.
Aksine Müslümanlar ekonomik ve siyasi nedenlerle geri kaldıkça dine ve hayata bakışı da gerilemiş ve dinden uzak bir taassuba gömülmüşlerdir. Bu taassubun içinde yeni düşünce ve fikirler üretemez noktaya gelmiştir. Yine bunun sebebi İslam’dan kaynaklanan dinamikler değil, İslam’a rağmen ortaya çıkan tutuculuktur.
Batının günümüzde ileri gitmesinin dini nedenlerden olmadığını ortaya koyan bir diğer argüman da yine gelişmiş batı ile aynı dine ait olan bir çok ülkenin de göreceli olarak geri kalmış olmasıdır.
Bugün Afrika’da bulunan bir çok Hıristiyan ülke sömürü kaynaklı geri kalmışlığı en acı şekilde yaşmaktadır. Hastalık ve açlığın pençesinde bir hayat süren bu insanların mahkum oldukları hayatın nedeni dinleri değildir. Onlar da gelişmiş batı ile aynı dine hatta mezhebe sahip olmasına rağmen, kaynaklarının ve insanlarının yüzyıllardır yağmalanmasından dolayı yoksulluk içinde yaşamaya mahkum edilmişlerdir. Benzer şekilde Güney Amerika’yı buna örnek verebiliriz. Bugün hemen hemen tamamına yakını Katolik olan insanların oluşturduğu Şili, Paraguay, Uruguay, Arjantin gibi Güney Amerika ülkeleri yine ekonomik açıdan geri kalmışlık içindedir. Aynı şekilde Soğuk savaş yıllarından demir perde ülkesi olarak anılan bir çok Avrupa ülkesi de benzer durumdadır.
Bu ve benzeri örnekler Müslümanların geri kalmasının nedeninin din olmadığını ve batının da gelişmesinin temelindeki motivasyonun yine dinden kaynaklanmadığını ortaya koymaktadır.

Kaynak: http://www.kurandaceliskiyoktur.com/?p=140





YouTube’da Pkk Propagandasına Dur Diyelim

19 01 2007

Milyonlarca insanın videolarını paylaştığı You Tube’da, PKK’nın Türk askerlerine düzenlediği saldırılar da yer alıyor..

Milyonlarca insanın hiç çekinmeden videolarını yüklediği ve paylaştığı You Tube’da bölücü terör örgütü PKK’nın Türk askerlerine düzenlediği pusu ve saldırıların görüntülerinin de yer aldığı belirlendi.

Görüntülerde bir mayının nasıl hazırlandığı, yola nasıl yerleştirildiği ve pusuya düşen Türk askeri araçlarının infilakı detaylı olarak aktarılıyor.

Bunun yanı sıra sayfada bölücü teröristlerin Türk askeri hakkında aleyhte sloganlar attığı ve yazdıkları yorumlarda Türk Ulusu, Mustafa Kemal Atatürk ve Türk askerine hakaret edildiği de dikkat çekiyor. “Gerilla Türk askeri avlıyor ve üssüne kayıp vermeden dönüyor” sloganıyla yayınlanan videolarda bölücü örgütün çalışmaları, talimleri ve dağlardaki yaşantılarından da görüntüler yer alıyor.

Tamamen bölücü örgütün videolarından oluşan oldukça uzun bir listede; karakol baskınları ve benzeri terörist hareketlerin açıkça anlatıldığı ve belgelendiği dikkati çekiyor.

You Tube’un denetim sorunu var
Hergün on binlerce videonun yüklendiği YouTube’un belirli bir denetim mekanizması yok.

Yöntem olarak bir kullanıcı talimatnemesinin arkasına sığınan YouTube daha geçenlerde Brezilyalı bir mankenin müstehcen videolarını yayınladığına dair dava edilmiş ve Brezilya hükümeti YouTube’un ülkede bu görüntüleri yaymasını engellemişti.

TEPKİ GÖSTERELİM
Bölücü terör örgütü PKK’nın Türk askerine haince düzenlediği pusu ve saldırıların bu siteden kaldırılması için YouTube’a tepki göstermek gerekmektedir. Çünkü durum rencide edici ve infial yaratacak bir zemine kaymaktadır. You Tube’a tepkinizi göstermek için http://www.youtube.com/contact sayfasına giderek tepkinizi belirten bir e-mail atabilirsiniz.

Yazacağınız e-posta şu şekilde olabilir:

To whom it may concern YouTube web site supposed to be for knowledge, fun and communication by the visual media power. Assasination of Turkish soldiers is neither of those goals. On the other hand who needs to see the assasinations of their sons and fathers in arms. The Kurdistan Workers Party (Kurdish: Partiya Karkerên Kurdistan or PKK) is an armed, anti-goverment terrorist organisation claiming to defend the rights of the Kurdish people in Turkey. Therefore harbouring such media on your site is strictly illegal and should be evaluated international laws. Remove such videos which belongs to this organization from the site immediately. ‘

Lütfen duyarsız kalmayalım…

Kaynak: HaberTurk.Com





Ahmet Kaya’cılara ve Benzerlerine!

16 01 2007

Ahmet KAYA;

Yıllarca askerlerimizi şehit eden PKK’ya yardım eden bu şerefsiz varlık, Almanya’ya gittiğinde gazetecilerin, Türkiye den kaçarken yanında birşeyler getirip getiremediğini sorduklarında bu şerefsizin verdiği yanıt şu oldu; ”Hiçbir şey getiremedim ama bir tek arabama yanıyorum Arabam şerefsizlerin ülkesinde kaldı…” Almanya’da PKK bayrağı altında konser veren bu şerefsiz kişinin konser alanının kapısına astığı yazı “Türkler ve Köpekler Giremez”

İşte siz bu adamı dinliyorsunuz..

Zamanında bilmeden,PKK’ya dolaylı yoldan yardım ettik, çünkü bu kişinin kaset ve Cd’si alınıyordu ve kendi paramızla askerlerimize mermi yağmasına neden oluyorduk.

Bu kişinin ne kadar şerefsiz olduğunu öğrendiğimizde ise bazı insanların dediği şu sözler sanırım şehitlerimizi ve atalarımızın kemiklerini sızlatmıştır;”Ben adamın kendisini değil, şarkılarını seviyorum…” Devam edin… Adam size, çoluğunuza çocuğunuza şerefsiz desin, sizde onu dinleyin bakalım… Ama unutmayın ki, Askerlerimizi şehit eden her mermide bu kişinin ve onu dinleyenlerin de payı vardır.

Başkaları da var elbette… Elinde rakı kadehi ve belindeki gümüş kabzalı tabancası ile PKK nın sözde bayrağının altında poz veren Arif Sağ…

Tek çözümün federatif sistem olduğunu söyleyen Yaşar Kemal…

Türkiyenin  soykırım yaptığını söyleyen Orhan Pamuk…

Daha sayayım mı?…

Unutmayın… Bu adamların kaset cd veya kitaplarını her alışınızda şehitlerimize bir kurşun da siz sıkıyorsunuz…

RADİKAL GAZETESİ;

2 hafta önce şehit olan 5 askerimiz hakkında manşetten haber veren bu
yayın organı, şehitlerimiz hakkında yaptığı haberden dolayı duyarlı vatandaşlar
tarafındn aranmış ve Genel Yayın Müdürü ile görüşülmek istenmiştir. Gazete sekreteri vatandaşlarımızı 1 saate yakın telefonda bekletmiş ve sonra ısrarlı konuşmalar sonunda Genel Yayın Müdürü’ne telefonu bağlamıştır. Duyarlı vatandaşlarımızın merak ettikleri şey şudur;
“Şehit olan askerlerimize,şehit denilmek yerine”ÖLÜ” denilmiştir. Sadece manşette değil her satırda ve her cümlede bu kelime kullanılmıştır.” Vatandaşlarımız bunun yanlışlıkla yapıldığını yada matbaa hatası olduğunu
duymak isterler ama duydukları cevap onları şoke eder… Radikal Gazetesi Genel Yayın Müdürü aynen şöyle demiştir… ”Biz onları öyle görüyoruz…”
Değerli Vatanperver Kardeşlerim,
Yukardaki kişi ve kurumlara verdiğin her kuruş sana, yada babana, yada
annene, yada abine,yada ablana, yada kardeşine, yada tanıdığın sevdiğin
birine PKK kurşunu olarak dönecektir, bunu sakın unutma…
Öz mü öz ve Dünya’daki en güzel dil olan Türkçe’miz dururken ve sanatçı
olmalarına rağmen tam olarak akıcı Türkçe konuşamamalarına rağmen Kürtçe
öğrenmekte nedir?
Senin,çocuğunun, babanın, annenin, kardeşinin veya sevgilinin bu kişi ve
kurumlara sadece para ile yardım etmesi (kaset, CD, MP3) vatana ve şehitlere
yeterince ihanet zaten.
Lakin onların isimlerinin geçtiği TV programı, klipler, internet ortamı, kitaplar,resimler,aklınıza onlarla ilgili gelebilecek her şey şehitlerimize bu toprağa ve bu bayrağa ihanettir. Senin gibi onlarda şehitlerin bu toprağa akıttığı kanla rahatça bu topraklar üzerinde uyuyorlar…
Şerefsizlerle, kanı bozuklar artık karşımıza çıkarak erkekçe vuruşup cenk yapmıyor. Ya kalleşçe mayın döşüyorlar ya da bizi kullanıyorlar.Sinsice kendi paramızla ve kendi kurallarımızla sevdiklerimizin kanını döküyorlar.
Artık uyan Türk Evladı….! Kazandırma bunlara.Alma ürünlerini tepkini böyle göster..





Ey Türk! Uyan!

14 01 2007

Ey Türk! Uyan! Uyumak zamanı değildir. Artık bu durumda, gaflet ve dalaletten bahsetmeye gerek yok. Basının hali malum. Ülkende köşe başları Türk’e ait her ne var ise küçümseyen, hor gören soy özürlüler tarafından işgal edilmiştir. Sen hala uyuyorsun.

Ey Türk; titre ve kendine dön. Önce kendin uyan. Sonra, çevrendeki uyuyanları uyandır. Uyananlar, birleşin. El birliği, iş birliği yapın. Teşkilatlanın. Ya da mevcut teşkilatlar içinde size uygun olanlara katılın. Gün, bugündür. Yarın çok geç olacaktır. Geç olmadan uyan ve vatanını, bayrağını, namusunu koru. Uyan ve dosta düşmana göster ki, bu ülke sahipsiz değildir. Yüce Türk milleti tıpkı atalarının yaptığı gibi, ülkesini ve bayrağını koruma ve kollamaya, bunun için gerekirse kanının son damlasını akıtmaya hazırdır, yeminlidir.

Türkiye Türklerindir ve öyle kalacaktır. Her şey Türk için, Türk’e göre ve Türk tarafından olacaktır. Kimse sabrımızı yanlış yorumlayıp yanlış hesaplar peşinde gitmeye kalkmasın. 1937 ilkbaharında Atatürk�ün emriyle Dersim� e doğru kalkan uçaklar, bir sonraki uçuş için hazır vaziyette beklemektedir. Yemin olsun ki; Türk� e kefen biçenlerin korkunç sonu bir kez daha tarihe altın harflerle kazınacaktır.

Varlığımız, Türk Varlığı’na armağan olsun!